Roma

İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulu Roma için söylenen "açık hava müzesi" tabiri az bile. Zengin bir tarih geçmişine sahip şehir bir zamanlar sadece Roma İmparatorluğu'nun değil dünyanın merkezi olarak nitelendiriliyormuş. Roma'nın en dikkat çekici yanlarından biri de meydanları. Daracık sokaklardan yürüyüp; son derece canlı, renkli, devasa meydanlara çıkınca ister istemez içinizden bir "waaoowwww" diyorsunuz. Tam ifade edemedim ama ne demek istediğimi anlamanız için kesinlikle görmeniz gerekiyor. THY ve Pegasus'un haftanın her günü sefer düzenlediği Roma için en uygun mevsim bahar bence. Yaz sıcaklarında şehri keşfetmeniz zorlaşabilir. Erken planlamayla çok büyük bir bütçeye ihtiyaç duymadan gerçekleştirebileceğiniz bir seyahat. 

Nerede Konaklanır ?

Bence öncelikle hangi bölgede konaklamak istediğinize karar verin. Daha sonra zevkinize ve bütçenize uygun otel seçmek çok daha rahat olacaktır.

Tarihi Kent Merkezi: Turistik yapılara, meydanlara yakın olsun diyorsanız tercihiniz kesinlikle bu yönde olmalı. Fiyatlar biraz yüksek olsa da zamandan tasarruf edeceğinizi unutmayın. 

Trastevere: Siz deyin Asmalı Mescit, ben diyeyim Cihangir. Gece hayatının kalbi burada. Konaklama tercihiniz airbnb 'den yanaysa bu bölge sizin için en ideal seçenek olacaktır. Eski kent merkezi ve Vatikan bu bölgeye yürüme mesafesinde bulunuyor. 

Termini: Merkezden uzak şehrin ana tren istasyonunun olduğu alan. Başta metro, belediye otobüsü, özel tur otobüsü gibi birçok ulaşım ağının ana merkezi. Merkezdeki otellerden çok daha ucuza konaklamanız mümkün. 

Havaalanı’ndan Şehir Merkezine Nasıl Gidilir ?

Şehir merkezine ulaşım için gideceğiniz yere ya da kaç kişi olduğunuza göre tercih edebileceğiniz birçok alternatif mevcut. 

Tren:
Havalimanında iki ayrı hat var. En yaygın kullanılanı hiçbir durakta durmadan 35 dakikada merkez istasyon Termini' ye giden Leonardo Express. Fiyatı 14€ olan biletinizi internetten (http://www.treinitalia.com) veya gişelerden satın alabilirsiniz. Eğer internetten alırsanız e-biletinizin çıktısını almayı unutmayın. Turnikeden kare kod okutup geçiyorsunuz. Diğeri 8€ fiyatıyla nispeten daha ekonomik olan bölgesel tren FR1 Lines. Trastevere(26 dk.), Ostiense(31 dk.), Tuscolana(40dk.) ve Tiburtina(48 dk.) bu treni kullanarak ulaşabileceğiniz istasyonlardan birkaçı. 

Otobüs:
Havalimanından şehir merkezine en ucuz ulaşım yöntemi otobüslerdir. 

Termini icin Terravision (http://www.terravision.eu), Vatikan tarafı için SIT (http://www.sitbusshuttle.com) isimli firmanın otobüslerini tercih edebilirsiniz.

Taksi:
Biz kullanmadığımız için rakam olarak net bir şey söyleyemeyeceğim ama duyduğuma göre yasal taksiler havalimanından şehir merkezine sabit 48€ ile yolcu taşıyormuş. Binmeden önce şehir merkezi ile nereyi kastettiklerini sormakta fayda var. 

Otel Servisleri:
Konaklama yapacağınız otel transfer konusunda mutlaka yardımcı olacaktır. Bize havalimanı & otel arası 55€ fiyat vermişti. İki kişiden fazlaysanız bu şekilde otelinize ulaşmak hem daha ekonomik, hem daha hızlı olabilir. 

Şehir İçi Ulaşımı Nasıl ?

Konaklamanız merkezden uzakta olacaksa şehir içi ulaşımında metro, otobüs veya tren kullanmanız gerekebilir. Bunları bilet makinelerinden veya büfelerden alacağınız biletlerle ortak olarak kullanmanız mümkün. Kalacağınız süreye göre saatlik ya da günlük biletleri tercih edebilirsiniz. Ulaşımda ve görülecek yerlerde avantaj sağlayan şehir kartından Roma'da da var. Rome Pass'i http://www.romepass.it adresinden inceleyip alabilirsiniz. Biz eski şehrin merkezinde Novano Meydanı'nda konaklamayı tercih ettiğimiz için şehir içi ulaşımı sadece havalimanından otele gelirken kullandık. Her yere yürüyerek günde min. 35bin adımla kişisel rekorumuzu da kırmış olduk. Roma sokaklarını yürüyerek keşfetmek yapılacak en güzel şey zaten. Motosiklet ehliyetiniz varsa Roma'nın olmazsa olmazı Vespa marka scooterlardan kiralamak eğlenceli olabilir. 

Görülecek Yerler Nereler ? 

Piazza Navona
Bizim konakladığımız yer bu meydandaydı. O yüzden kaldığımız süre boyunca güne burada başlayıp, günü burada bitirdik. Elips biçimindeki meydanın bulunduğu alanda daha önce bir stadyum varmış. Meydanda üç adet çeşme var. Bunlardan en meşhuru Bernini'nin eseri olan ve ortada bulunan Fontana dei Quattro Fiumi (Dört Mevsim Çeşmesi) Günün her saati hareketli olan meydanın etrafında bulunan cafelerin birinde oturup etrafı izleyin mutlaka. 

Campo dei Fiori
Piazza Novana ’ya yakın olan bu meydana yeme içmenin kalbi diyebilirim. Restoranların, barların önünde ellerinde şarap kadehleriyle ayakta takılan insanları çokça görebileceğiniz eğlenceli bir bölge burası. Gündüz kurulan yerel pazarına da mutlaka vakit ayırın. Çiçek Pazarı Meydanı olarak da biliniyor.

Piazza del Campidoglio 
Meydanın ilk planları Michelangelo tarafından çizilmiş. Belediye binası olarak kullanılan Senatorio Sarayı, Capitol Tepesi, Capitol Müzeleri, Nuova Sarayı bu meydanda bulunmaktadır.  

Piazza Venezia
Şehir merkezindeki önemli caddelerden olan Via del Corso ile bir ucu Colesseum’a çıkan Via dei Fori Imperiali‘nin kesişim noktasında bulunuyor. İtalya Krallığı'nın ilk kralı adına yapılmış benim hayran olduğum saf mermerden yapılmış Vittorio Emanuele II Anıtı meydandaki en dikkat çeken yapı. Anıtın üst bölümünde bulunan seyir terasında harika fotoğraflar çekebilirsiniz.  

Colosseum
Piazza Venezia’ dan Via dei Fori Imperiali (Krallar Yolu) boyunca yürürseniz Roma’nın simgesi Colosseum tam karşınıza çıkacak. MS. 72 yılında Roma İmparatoru Vespasian tarafından kendilerini ve halkı eğlendirmek için yapılan bu amfi tiyatro birçok restorasyon çalışmasına rağmen yıllar boyu maruz kaldığı doğal afet ve savaşlar nedeniyle çok zarar görmüş. 55bin izleyici kapasitesi olan Colosseum' da meşhur gladyatör dövüşlerini izleyen halkın oturduğu tribünler hemen hemen yok olmuş durumda. 2007 yılında belirlenen

Dünya’nın Yedi Yeni Harikasından biri olarak seçilen Colosseum, hem gündüz hem gece görmeniz gereken yerlerden biri. Biletinizi internetten satın almak ise önünüzde saatler sürecek bilet kuyruğundan sizi kurtaracak altın bilgi. Roma Forumu ve Palatine Tepesi’ni kapsayan 2 gün geçerli kombine bilet 16€. Bilet satın almak için http://www.ticketsrome.com adresini kullanabilirsiniz. 

Roma Pass aldıysanız ücretsiz giriş haklarınızdan birini burada kullanmak oldukça mantıklı.

Foro Romano
Colosseum' dan çıkınca yürüyerek ulaşabileceğiniz antik Roma dönemini şehir hayatının  merkezi sayılan bu meydan dünyanın en büyük arkeolojik bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Meydanın büyüklüğü yorulma garantili. Pes etmeyip Palatino Hill tabelalarını takip ederek yukarı doğru yürümeye devam ederseniz Roma Forumu'na bir de tepeden bakabilirsiniz.

Circus Maximus
Palatino Hill'den inişi Via dei Cerchi'ye doğru yaparsanız direkt stadyumun önüne gelirsiniz. Sezar tarafından yaptırılmış Circus Maximus şehrin ilk ve en

büyük stadyumudur. İmparator Neron’ un Roma'yı yaktığı iddia edilen dönemde çok fazla etkilendiği söyleniyor. Şimdilerde stattan geriye geniş bir çim alan kalmış.

Pantheon
"Tüm Tanrıların Tapınağı" anlamına gelen Pantheon Pagan tapınağı olarak inşa edilip daha sonra kiliseye çevrilmiş. İhtişamlı mimarisi, tek parça kubbesi ve kubbesindeki açıklıktan içeriye yayılan ışık ile oldukça etkileyici olan Pantheon dünyanın en iyi korunmuş yapılarından sayılıyor. Giriş ücretsiz. 

Fontana di Trevi
Adı, üç yolun kavşağına yapıldığı için İtalyanca “üç yol” anlamındaki “trevi” den geliyor. Konunun aşkla pek ilgisi yok yani. Bulunduğu meydan kadar neredeyse.

O kadar ihtişamlı, o kadar büyük. Yapımı otuz yılda tamamlanan çeşmenin üzerinde birbirinden etkileyici heykeller bulunuyor. Trevi’nin bir diğer özelliği ise ziyaretçilerin dilek dileyip çeşmeye bozuk para atması.

Gün sonunda bu paraların toplanıp yardım kuruluşlarına bağışlandığını okumuştum bir yerde. Fazla turistik olsa da görülmeye değer bence.  

Piazza Spagna & Spanish Steps
Piazza Spagna ile Trinita dei Monti Kilisesi arasında ulaşım sağlamak amacıyla 1700'lü yıllarda yapılmış Spanish Steps, Avrupa’nın en uzun ve en geniş merdivenleri olarak ün salmış. Günün her saati hareketli olan bu merdivenler özellikle gençlerin buluşma noktası, Roma sokaklarında yorulan gezginlerin gözde mekanı. 

Eğer alışveriş yapmak istiyorsanız ve sağlam bir bütçeniz varsa doğru yerdesiniz. Dünyaca ünlü markaların bulunduğu Via dei Condotti bu meydanda. Bir paralelinde bulunan Via del Corso ise nispeten daha uygun alışveriş yapabileceğiniz bir başka cadde. Akşam saatlerinde trafiğe kapatılarak daha rahat gezebilme imkanı sağlanıyor.  

Villa Borghese
Sahip olduğu 1700 dönümlük alan ile devasa bir park Villa Borghese. Bisiklete binmek, yürüyüş yapmak, ağaçların altında dinlenmek için ideal bir yer. Etrafta özgürce koşturan çocuklar parkın neşe kaynağı adeta. Oldukça güzel sergiler bulabileceğiniz Galleria Borghese de bu parkın içinde bulunuyor. Galeriye giriş ücretli. Biz bir akşamüstü parkın içinde bir bölüm olan Monte Pincio'da gün batımını yakalama şansı bulduk. Gerçekten tarifsiz bir güzellikti. 

Piazza del Popolo
Villa Borghese' den direkt bu meydana iniyorsunuz. Meydanın hemen girişinde görmek isteyebileceğiniz iki kilise, tam ortasında ise dev bir dikilitaş bulunuyor. Meydan aynı zamanda konserlere, şehir etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor. Biz keyifli bir tesadüf ile öğrendik bunu. Meğer bir Roma Karnavalı varmış. Daha önce hiç duymamış, bir yerde okumamıştım. Meydanda bulunan bir cafeye oturup renkli geçit törenini izlemek büyük keyif oldu bize.

Ponte San’t Angelo
Tiber Nehri üzerindeki köprülerden en güzeli olan Ponte San’t Angelo uzun bir süre, Vatikan’a ve San Pietro Bazilikasına ulaşmak isteyen din yolcularının geçiş yolu olmuş. Vaktiniz varsa hem gündüz hem de gece görmenizi tavsiye ederim. Işıklandırılmış hali bir başka güzel. Piazza Navona' dan 10 dakikalık keyifli bir yürüyüşle köprüye ulaşmanız mümkün.  

Castel Sant Angelo
İmparator Hadrian' ın kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak inşa ettirdiği yapı Ortaçağ’da kaleye dönüştürülmüş ve siyasi karmaşa dönemlerinde Vatikan ile arasında yer alan gizli geçiş ile (Vatikan Koridoru) papaların güvenliği sağlanmış. Hapishane olarak da kullanıldığı dönemde Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan bu kalede tutulmuş. Giriş ücretli.  

Vatikan
Yoldaki bir çizgi ile Roma’dan ayrılan dünyanın en küçük ülkesidir. Katolik mezhebinin merkezi olanülke papa tarafından yönetilir. Aziz Petrus Bazilikası (Basilica di San Pietro),bazilikanın önünde yer alan Aziz Petrus Meydanı

(Piazza San Pietro) içinde dünyanın en değerli sanat eserlerinin bulunduğu Sistine Şapeli (Cappella Sistina) 'nin de yer aldığı Vatikan Müzeleri ve eşsiz Vatikan Bahçeleri burada görülmesi gereken en önemli yerlerdir. Bir tam gününüzü buraya ayırmanız gerekir dersem inanın hiç abartmış olmam.

Vatikan Müzesi’nden başlayarak Sistine Şapeli, San Pietro Bazilikası ve San Pietro Meydanı sırasıyla gezmek size zaman kazandıracaktır. 

Vatikan Bahçeleri bizim zaman ayıramadığımız, müzeye girmeden önce gezmek isteyebileceğiniz bir alternatif.

Vatikan Müzeleri pazar hariç her gün 9:00 – 18:00 saatleri arası ziyarete açık. Pazar günleri kapalı ama her ayın son pazar günü öğlene kadar açık ve ücretsiz. Ne yapın edin biletinizi gitmeden önce internetten alın ve yine internetten müzenin haritasını edinin (http://www.ticketsrome.com) Bir de bizim gibi "Ayın son pazarına denk geldik, ücretsiz gireceğiz." diye sevinmeyin. Aynı şekilde sevinen 5673425647 kişi sayesinde müzeye girmemiz tam iki saat sürdü de.

Müzede sizi Sarmal Rampa karşılıyor. Sonrasında koridorlarda yürürken pek çok antik uygarlığa ait heykel, tablo ve tarihi eser göreceksiniz. Rafael odalarındaki resimlerin detayları inanılmaz. Müzede sürekli tavanlara bakarak yürüyorsunuz, aman dikkat. Papa seçimlerinin yapıldığı yer olan Sistine Şapeli'ne ulaştığınızda eşi benzeri olmayan güzellikte freskler göreceksiniz. Michelangelo'nun Yaradılış adlı eseri en bilineni. Dikkat, fotoğraf çekmek yasak. Şapel çıkışında yine uzun bir kuyruk göreceksiniz, doğru o tarafa yönelin. O kuyruk sizi en az kırk dakika bekledikten sonra Michelangelo’nun tasarladığı ve ölümünden ancak 26 yıl sonra tamamlanabilen yaklaşık 140 metre yüksekliğindeki muhteşem kubbeye götürecek. Ama önce 5€ ödeyip 230+320 basamağı çıkmanız gerekiyor. Eğer isterseniz 2€ fazla ödeyerek ilk 230 basamağı asansörle çıkabilirsiniz. "Kotor'da kaleye çıkarken 1300 küsur merdiveni geride bırakmış insanım ben, 320 basamak mı gözümü korkutacak?" dedim ama yukarı çıkan merdivenlerin oldukça dar ve boğucu olduğunu görünce ilk etapta pes ettim. San Pietro Meydanı'nın nefes kesen manzarasını kubbenin en yukarısından görebiliyorsunuz. Ben eşimin çektiği fotoğraflardan görmüş kadar oldum. Kubbeden asansörle direkt Aziz Pietro Bazilikası’nın içine iniyorsunuz. Katoliklerin hac noktası sayılan bazilikaya askılı tişört ve şort ile girmenize izin verilmiyor. Kapı önündeki şalları üzerinize atarak içeri girebilirsiniz. Michelangelo'nun baş yapıtı Pieta da burada sergileniyor. Ve Vatikan için son düzlük Aziz Pietro Meydanı .Her pazar öğle vakti Papa'nın bir balkondan kalabalığa hitap ettiği meydan. Meydanı çevreleyen sütunlar ve meydandaki iki çeşmeden biri Bernini tarafından tasarlanmış.  

Trastevere
Roma eski şehir merkezinden Tiber Nehri ile ayrılan bölgede bulunan Trasteve labirent gibi dar sokakları, renkli evleri, taş sokakları, Arnavut kaldırımları, sarmaşık kaplı binaları, küçük samimi cafeleri ile sizi mest edecek. Karşı yakanın yeme & içme & gece hayatı için adresi burası.  

Ne Yenir? Ne İçilir? Nerede Eğlenilir ? 

Söz konusu İtalyan mutfağı olunca bende akan sular duruyor. 

Roma'da yerel halkın kahvaltı anlayışı cornetto dedikleri kruvasan ve kahveden ibaret. Sizi açmadı mı? O zaman sizi hemen her köşede enfes kokularla karşılayan fırınlara alalım. Fırından yeni çıkmış çeşit çeşit pizzalar, sandviçler, börek ve ekmek çeşitleri, kurabiyeler...  Campo di Fiori'de bulunan Roma'nın en eski fırını olan Antico Forno Marco Roscioli ve Forno; Trastevere'de bulunan Antico Forno benim tavsiye ettiklerim. 

Fraklı garsonların hizmet ettiği Antico Caffe Greco İspanyol merdivenlerinin hemen karşısındaki caddede bulunuyor. Zamanında ünlü yazar ve şairlerinin uğrak noktasıymış. Lezzet konusunda çok efsane diyemesem de o havayı solumak için gidebilirsiniz. Yine Roscioli ailesine ait olan Roscioli Caffe, çok güzel tatlı vitrini de olan iyi espresso barlardan. Ama şehirde en iyi kahve içebileceğiniz yer bizce Tazza D’Oro. Pantheon’ dan çıktıktan sonra hemen ilerisindeki köşede önünüze çıkacak. Günün her saati inanılmaz bir sıra oluyor önünde. Beklemeye değer. Kahvenizi alıp önündeki taburelerde içebilir ya da barda takılabilirsiniz. Önünde yiyecek otomatlarının kahve çekirdeği alabileceğiniz bir versiyonu var. Tazza D'Oro'da sıra beklemek istemezseniz hemen çaprazındaki Don Nino'ya geçin. Kahve bahane siz bu şirin dükkandan tiramisu yemeden sakın dönmeyin. Dondurması da çok başarılı. 

Ve evet dondurma burada başka bir hadise. İtalya'da dondurmaya "gelato" dondurmacıya da “gelateria” deniyor. Uzun zamandır bizde de başarılı örneklerine denk gelsek de Roma'da çeşitlerin çokluğu ve lezzet aklınızı başınızdan alacak. En eskisi, en bilineni Giolitti başta olmak üzere Punto Gelato ve Gelateria del Teatro es geçmemeniz gerekenler. 

Roma'nın birbirinden güzel meydanlarında bulunan cafelerden birinde oturup etrafı izlemek, bir şeyler yiyip içmek büyük keyif. Piazza Navona'da bulunan Tre Scalini ve Piazza Popolo'da bulunan Cafe Rosati hem yemek, hem de tatlı menüsüyle sizi mutlu edecek iki seçenek. 

Hızlı ama bir o kadar da lezzetli bir öğlen yemeği için birbirinden başarılı iki yeri not alın. İlki Pastificio. İçinde oturma yeri bile olmayan küçücük bir dükkanda taze taze hazırlanan makarnaların her gün farklı bir sosla servis edildiğini düşünün. İspanyol Merdivenlerinin hemen yakınında bulunan Pastificio'dan alıyorsunuz makarnanızı, şarabınızı yayılıyorsunuz merdivenlere. İkincisi La Boccaccia. Trastevere'de çeşit çeşit tava pizzası yapan küçücük bir dükkan. Şanslıysanız önündeki banklarda yer bulup oturabilirsiniz.

Akşamüstü karnınız çok aç değil ama içkinin yanında bir şeyler yerim maksat zaman keyifli geçsin derseniz tarihi bir şarap evi olan Antica Enoteca, ünlü İtalyan markası Peroni'yi kızarmış atıştırmalıklar eşliğinde deneyebileceğiniz Antica Birreria Peroni ya da tam bir kokteyl cenneti olan The Jerry Thomas Project deneyebileceğiniz yerler.

Campo Di Fiori için yeme içmenin kalbi demiştim daha önce. Bizim akşam yemekleri için tercih ettiğimiz yerler hep bu bölgede oldu. Bir aile işletmesi olan Roscioli çok ama çoook iyi bir şarküteri. İddia ediyorum en iyi burratayi burada yiyebilirsiniz. Bunun yanında makarna& pizza gibi klasik seçenekler de var menüde. Müthiş şarap listesinden bahsetmiyorum bile. Rezervasyon şart. Cantina a Cuccina ve Emma da yine bu bölgede önerebileceğim iki başarılı restaurant. Emma'nın tatlı menüsü ayrı bir efsane. Trastevere tarafında ise önceliği Taverna Trilussa'ya verin. Kocaman bir bahçe içinde bulunuyor. Menüde bulunan ödüllü Ravioli Mimosa ise mutlaka denemeniz gereken bir lezzet. Grazia& Graziella ise bizim bi yarım saat diye oturup tüm geceyi geçirdiğimiz yer oldu. Ömrüm boyunca bu kadar güler yüzlü, eğlenceli servis personeli görmemiştim. Seyahat boyunca hemen her yerde gördüğümüz kızarmış çiçek enginarı burada denedik. Bana çok fazla yağlı geldi. Ama siz burada ya da başka bir yerde bir şans verebilirsiniz. 

Biz Roma'yı dört günde keşfetmeye çalıştık. Görülebilecek önemli yerlerin çok büyük bir kısmını için yeterli. Ama bize yetmedi . Biz bu sefer turist koşturması olmadan sakin sakin şehrin tadını çıkarmak için sonbaharda bir kere daha yolumuzu düşürmeyi planlıyoruz. 

YORUM EKLE veya YORUM OKU

Prag

Vltava Nehri üzerine kurulmuş köprüleri, ihtişamlı kalesi, dev katedralleri, UNESCO tarafından korunma altına alınmış Eski Şehir Meydanı ile  Orta Avrupa’nın en büyük ve en önemli şehri.

Savaşlardan neredeyse hiç etkilenmemiş. Bu yüzden ihtişamlı tarihi dokusunu bu zamana kadar korumayı başarabilmiş. Prag sokaklarında adeta Orta Çağ'ın içindeymişçesine yürüyorsunuz.

Seyahat Öncesi İpuçları

Nasıl Gidilir? Türk Havayolları ya da Pegasus'un direkt uçuşu var. Erken rezervasyonla çok uygun biletler bulmanız mümkün. Yolculuk 2.5 saat sürüyor. 

Kaç Gün Kalmalı?  Görülecek yerlerin birbirine çok yakın olması nedeniyle planlaması kolay bir şehir. Kale Bölgesi (Hradcandy), Mala Strana (Lesser Town), Eski Şehir (Old Town), Yeni Şehir ( Nove Mesto) olarak dört bölüme ayırırsanız vakit kaybı olmadan 2 günde rahatça tamamlayabilirsiniz şehir içini. 

Hangi Mevsim? Ne çok soğuk ne de çok sıcak olan bahar ayları şehri rahatça keşfedebilmeniz için ideal.

Nerede Konaklamalı? Prag haritasına baktığınızda şehrin bölge bölge numaralandırılmış olduğunu göreceksiniz. En merkezi yer Prag1. Merkezden uzaklaştıkça numaralar büyüyor. Konaklamanız için Prag1 ya da Prag2 bölgelerinden birini tercih ederseniz şehirde görülecek yerler için herhangi bir ulaşım aracına ihtiyacınız kalmaz. 

Şehir İçi Ulaşım Nasıl? Şayet tercihiniz bu iki bölgenin dışındaysa eğer metro veya tramvay imdadınıza yetişiyor. Metroda merkeze en yakın duraklar Mustek ve Muzeum. Kullanım durumunuza göre saatlik ya da günlük bilet alabiliyorsunuz. Sınırsız ulaşımın yansıra müze ve görülecek yerlerde bir çok avantaj sağlayan Prag Card bir diğer seçenek. https://www.praguecard.com adresinden inceleyebilirsiniz. Biz Prag2 bölgesinde konaklamayı tercih ettiğimiz için toplu ulaşımı sadece havalimanını merkez arasında kullandık.

Havalimanından Şehre Nasıl Ulaşabiliriz? 

Otobüse binebilirsiniz. 119 numaralı otobüs A metro hattına, 100 numaralı otobüs B metro hattının olduğu durağa gidiyor. Yol 1 saat sürüyor. Havalimanı Ekspresi ile yaklaşık 30 dakika süren bir yolculukla merkez tren istasyonuna gidebilirsiniz. Taksi ya da otelinizin aracılığıyla ayarlayabileceğiniz shuttle diğer seçenekleriniz. 

Prag'da euro kullanılmıyor, para birimi Çek Korunası. Türkiye'de bulmak zor, o yüzden mecburen oradaki döviz bürolarını kullanıyorsunuz. Döviz konusunda dikkat etmeniz gereken bir kaç önemli detay var. Havalimanındaki bürolar paranızı düşük kurdan almakla kalmayıp bir de üzerine komisyon alıyorlar. O yüzden öncelikle şehre inmenize yetecek kadar para bozdurmanız yeterli. Şehre vardığınızda sokakta dövizinizi bozmak isteyen adamlardan kesinlikle uzak durun. Paranızı mutlaka döviz büroları ya da bankalarda bozdurun. Şehirde kur sabit değil. Bir kaç döviz bürosuna kuru sorup fikir edinmekte fayda var. Komisyon alıp almadıklarını da mutlaka teyit edin. Tabelalar bazen aldatıcı olabiliyor.  

Nereleri Görmeli

Biz nehrin sol yakasından başlamaya karar veriyoruz. İlk durağımız Hradcany diye adlandırılan kale bölgesi. 

Dünyanın en büyük antik kalesi unvanına sahip kale Vltava Nehri'nin sol tarafında tüm şehre hakim büyük bir tepenin üzerinde konumlanmış. Kalenin bulunduğu alanda keşfedecek birçok önemli yapı bulunmakta. En az 2 saatinizi kale içinde geçirecek gibi planlamanızı öneririm. Denk gelirseniz askerlerin nöbet değişimi de izlemeye değer.

Bu bölgeye şehir merkezinden yürüyerek ulaşabilmek mümkün ama yol bir hayli yokuşlu. Biz gün içinde yürüyeceğimiz yolu düşünerek kaldığımız eve çok yakın olan durakta kısa bir süre bekledikten sonra 22 no'lu tramvaya biniyoruz. İneceğimiz durak "Prazsky Hrad"

Kale alanına biletsiz giriliyor ancak bazı binaları ya da alanları gezmek için bilete ihtiyaç var. Kalede farklı tiplerde bilet satılıyor,  bunların en genişi (circuit A) 350 CZK. Biz 250 CZK ödeyip daha sınırlı olan bileti tercih ediyoruz. (circuit B) Bu bilet kapsamında Aziz Vitus Katedrali, Eski Kraliyet Sarayı, Aziz George Bazilikası ve Altın Yol gezilebiliyor.

İlk olarak tüm görkemiyle karşımızda duran Aziz Vitus Katedrali'ne giriyoruz. Prag’da yer alan en büyük ve en gösterişli katedral. içinde eski krallara ait mezarlar, mücevherler ve kullandıkları eşyalar saklanıyor. İç süslemesinde etkileyici vitraylar göze çarparken dış süslemesinde oldukça korkutucu figürler kullanılmış. Katedral gotik mimarinin en iyi örneklerinden görülüyor.

Katedralden çıkınca rengarenk küçücük evlerin bulunduğu daracık bir sokağa giriyoruz. Ben en çok bu sokağı seviyorum. Burası önce askerlerin daha sonra ise sanatçı ve zanaatkarların yaşadığı meşhur Altın Yol (Golden Lane) Burada yaşam 1950'li yıllara kadar devam etmiş. Evlerin alt katında o dönemi yansıtan eşyalar oldukları haliyle camlı bir bölme ardında sergileniyor. Franz Kafka‘nın bir dönem yaşadığı ev de bu sokakta. Ben bu evin de Kafka'nın yaşadığı haliyle korunduğunu düşündüğüm için eserlerini satan bir dükkanla karşılaşınca baya hayal kırıklığına uğramıştım. Evlerin içi o kadar küçük ki burada nasıl yaşadıklarını hayal bile edemiyoruz. Üst katları ise birleştirilerek uzun bir koridor haline dönüştürülmüş. İşkence odaları, zırhlar, savaşta kullanılan silahlar bu katta. 

Eski Kraliyet Sarayı ve Aziz George Bazilikasına hızlıca göz atıp kaleden çıkıyoruz. Birbirinden güzel evlerin olduğu sakin ara sokaklarda yürüyoruz. Kalenin kalabalığından sonra iyi geliyor bu sakinlik.

Bir arkadaşımın tavsiyesiyle Novy Svet tabelasını arıyor gözlerimiz. Burası kaleye birkaç sokak ötede sanki Prag'ın gizli köşesi gibi. Yine bu sokakta bulunan Kavarna Novy Svet 'de güzel bir kahve içip yürümeye devam ediyoruz. İstikamet Loreta Meydanı.

En ünlü Hristiyan haç merkezlerinden birisi olan Loreta Manastırı'nın ve meydanının batı kısmını boydan boya kaplayan Cernin Sarayı'nın önünden geçip 1140 yılında kurulan ve hala aktif olan Strahov Manastırı'na ulaşıyoruz. Benim asıl görmek istediğim yer manastırın içinde iki ayrı salona kurulmuş olan Strahov Kütüphane'si. Yaklaşık 800 yaşında olan kütüphaneye mutlaka vakit ayırın. Gerçekten çok etkileyici.

Kütüphaneden çıktıktan sonra çok fazla yürümeden Petrin Parkı'nın içine giriyoruz. Ağaçların arasında masal gibi şehir manzarasının tadını çıkarıyoruz. Buraya kadar gelmişken Petrin Kulesi'ne çıkmamak olmaz :) Eiffel Kulesi örnek alınarak yapılmış olan kuleye çıkmak ücretli. 

Parkın bitimine doğru inerken Komunizm Kurbanlari Anıtı'nı görüyoruz. Ve caddenin karşısında Prag'ın tarihi kafelerinin sembolü olarak görülen Cafe Savoy. Lezzetli menüsünden bahsedemem ama dekoru gerçekten çok etkileyici.

Nehir kenarında yürürken Lennon Duvarı çıkıyor karşımıza. John Lennon hayatını kaybettikten sonra anısı için graffiti ve yazılarla doldurulup anıtlaştırılmış bu renkli duvarın  önünden fotoğraf çekmeden ayrılmıyoruz.

Biz Kafka Müzesi'nin ziyaret saatine yetişemiyoruz. Az ilerisinde merdivenlerle geçişi bulunan Kampa Adası'nı da es geçip dünyanın en eski taş köprüsü olma özelliğini taşıyan meşhur Karl Köprüsü'ne doğru yürüyüp kalabalığa karışıyoruz. Turistlerin en çok ilgi gösterdiği yerlerin başında burası geliyor bence. 

Ertesi gün sırasıyla Yeni Şehir (Nové Město), Yahudi Mahallesi (Josefov) ve Eski Şehir (Staré Město) keşfi için hazırız.

Kaldığımız ev Yeni Şehir 'in kalbi Wenceslas Meydanı’na yürüyerek 5 dakika uzaklıkta olunca tura buradan başlıyoruz. Meydanda mağazalar, sanat ve fotoğraf galerileri, müzeler, restoranlar, gece kulüpleri var. Ulusal Müze de bu meydanda. Tadilatta olduğu zamana denk geldiğimizden ziyaret edemeden Cumhuriyet Meydanı'na doğru yürüyoruz. Municipal House'u görüp karşısında kurulan pazara geçiyoruz. Sokak yemeklerinin en lezzetlileri burada toplanmış sanki. Tezgahlardan sosis, sıcak sandviç ve eritilmiş raklet peynirli patates yemeden ayrılmak imkansız.

Kısa bir yürüyüş sonrası bölgede yaygın olan gotik, barok ve art nouveau binalar arasında oldukça farklı gözüken Dans Eden Evler ’in (Tancici Dum) önüne geliyoruz. Dans Eden iki partneri sembolize ettiği için bu adı almış. Nehrin kenarısından yukarı doğru yürüyoruz. Ulusal Tiyatro’nun (Narodni Divadlo) tam karşısında Nazım Hikmet'in şiirlerini yazdığı kafe olarak bilinen Kavarna Slavia’da kısa bir kahve molası verip Yahudi Mahallesi’ne geçiyoruz. Burada ziyaret edebileceğiniz bir çok önemli sinagogu, o dönemde yaşayan insanların kullandığı kişisel eşyaların sergilendiği müzeyi ve eski bir Yahudi mezarlığını ziyaret etmeniz mümkün. Bu yapıların içinde beni en çok Pinkas Sinagogu etkiledi. Tüm duvarlarına baştan aşağıya Terezin toplama kampında tutulan ve sonrasında Nazi kamplarına gönderilen 80 binden fazla insanın ismi, doğum ve ölüm tarihleri yazılmış. Burada çocukların yaptıkları resimler de sergileniyor.  

Prag’da gezilecek yerlerin en başında sayılan Eski Şehir Meydanı'nı biz sona bıraktık. UNESCO tarafında dünya kültür mirası listesine alınan bu meydan çok sayıda görkemli ve etkileyici tarihi yapıya ev sahipliği yapıyor. Birbirinden eğlenceli etkinlikler düzenleyen sokak müzisyenleri, göstericilerin olduğu meydan günün her saati cıvıl cıvıl. Eski Şehir sokaklarını sagway ile keşfetmek isterseniz buradan kiralayabilirsiniz. Eski Belediye Binası ve Astronomik Saat Kulesi, Tyn Katedrali, St. Nicholas Kilisesi gibi önemli yapılar bu meydanda.  

Astronomik Saat’in en önemli özelliği dünya üzerinde hala çalışmakta olan eski saat olması. Oldukça ilginç bir hikayeye sahip bu saat ayrıca her saat başında ilginç bir gösteri başlıyor.  

Eğer seyahatinizi 2günden fazla planladıysanız çevrede görülmesi gereken yerlere de vakit ayırabilirsiniz. Cesky Krumlov, Terezin Toplama Kampı, Karlovy Vary, Kutna Hora Prag yakında günübirlik görebileceğiniz yerler arasında. Eski Şehir Meydanında bu yerlere düzenlenen turlar için bilgi alabileceğiniz stantlar var. Bizce en iyisi araba kiralayıp keyfinize göre gezmeniz. Dresden 1.5 saat uzaklıkta. 

Yeme - İçme & Gece Hayatı

Kahveden sandviçe, tatlıdan salataya bir çok seçeneği olan Bake Shop güne başlamak için ideal. Görüntüsüyle iştah açan vitrinindeki her şey birbirinden lezzetli. Biz seyahatlerimizde aynı yere tekrar gitmeyi pek tercih etmiyoruz ama Prag'da kaldığımız gün boyunca Bake Shop günün farklı saatlerinde de olsa her gün uğradığımız yer oldu. 

Mama Coffee ve Orginal Coffee de başarılı kahve dükkanlarından. 

Yeme & içme sektörünün kalbi Dlouha Caddesi üzerinde atıyor resmen. Burada her zevke uygun yer bulabilmek mümkün. Lokal yemeklerin haricinde farklı mutfakların başarılı örneklerini de bulmanız mümkün. Ambiente Grup adını hafızanıza kaydedin. Şehirde çok fazla restoran ve bar bu gruba ait. Ve hepsi çok başarılı. Pizza Nuova (İtalyan mutfağı), Pasta Fresca (taze makarna çeşitleri), Brasileiro (brezilya mutfağı), Nase Maso (hamburger& kasap) deneyebilecekleriniz arasında. Rezervasyon yaptırmayı unutmayın.

En meşhur tatlısı "Trdelnik" Tatlı hamuru bir çubuğun etrafına sarılıyor ve kömür ateşinde pişiriliyor. Sokakta adım başı her yerde karşınıza çıkabilir. 

Eğer bira seviyorsanız doğru adrestesiniz. Duyduğumuza göre Çekler bira tüketiminde yıllardır Almanya’yı bile geride bırakmış. Popüler markaların yanı sıra şehirde birbirinden başarılı çok fazla microbrewery mevcut. Kendi yerlerinde satmak için küçük çapta bira üretimi yapan yerlerin genel adı bu. Buralarda camlı bölmelerin arkasında bira yapımını izleyebiliyorsunuz. Şehirde birçoğunu deneme fırsatı bulduk. Bizce en iyisi Strahov Manastırı içinde bulunan 1400'lü yıllardan beri var olan The Strahov Monastic Brewery. Yeni Şehir 'de bulunan Pivovarsky Dum ve Lokal de deneyip çok beğendiklerimizden. 

Tercihiniz kokteylden yana ise Hemingway ve Tretters en başarılı örneklerinden.

Klasik sanat etkinliklerinin merkezi sayılan Prag'da bir akşamınızı mutlaka bir temsil izlemeye ayırın. Rudolfinum, Obecni Dum ya da Narodni Divadlo'nun sitelerini inceleyip biletinizi önceden almanızda fayda var. Kapıda bilet bulmanız neredeyse imkansız. Ayrıca hemen her kilisede akşam saatlerinde klasik müzik dinletisi var. Biletleri kapıdan alıyorsunuz. 

Tercihiniz jazz müzikten yanaysa eğer AghTRA ve Reduta bizim de çok beğendiğimiz iki kulüp. Bizim için Prag'da gece hayatı bu kadarla sınırlı kaldı .O yüzden gece kulübü öneremiyorum. 

Prag için ne yazsam az kalıyor. Burası o kadar büyüleyici bir şehir ki daha dönüş yolunda yüzünüzde koca bir gülümsemeyle bir sonraki Prag seyahatinizi hayal ederken bulacaksınız kendinizi. 

YORUM EKLE veya YORUM OKU

Belgrad

"Seyahat etme mikrobu size bir defa bulaştıktan sonra artık tedavisi yoktur. Hayatımın sonuna kadar bu mikropla mutlu bir şekilde yaşayacağımı bilmek çok güzel bir duygu." demiş Michael Palin... Biz de o mikroptan nasibini alan bir çift olarak fırsat bulduğumuz her an ekran karşısında plan yaparken buluyoruz kendimizi :)

Geçtiğimiz ekim ayında üç günlük kısa tatili son anda öğrenince bütçemize uygun yakın yerleri araştırmaya başladık. Ve hem vizesiz seyahat edilebilir kolaylıkta olması, hem de uygun uçak bileti bulunabilmesi nedeniyle çevremizden uzun zamandır sıkça olumlu şeyler duyduğumuz Belgrad'a gitmeye karar verdik.

İstanbul'dan Air Serbia, Pegasus Havayolları veya Türk Hava Yolları'ndan birini tercih ederek gidebilirsiniz. Biz gidiş için Air Serbia'dan uygun bilet bulduk ve yaklaşık 1 saat 30 dakika süren yolculuğumuzda hiçbir memnuniyetsizlik yaşamadık.

Belgrad'ın havalimanı Nikola Tesla, şehirden 18 km. uzaklıkta. Yolcu salonundan çıktıktan sonra şehir merkezine gitmek için bir çok seçeneğiniz var.

Otobüs:72 numaralı otobüsü kullanarak yaklaşık 50 dakikada şehir merkezine ulaşmanız mümkün. Bileti kiosklardan alırsanız 90RSD, otobüs şoföründen alırsanız 150RSD ödüyorsunuz.

Minibüs: Durağın ismi A1. Biletler sadece şoförden temin ediliyor ve 300RSD.

Taksi: Havalimanından çıkmadan taksi bankolarından ön ödemeli bilet alabileceğiniz gibi, dışarıya çıktıktan sonra da taksi bulabilmeniz mümkün. Yaklaşık olarak 1800RSD ödüyorsunuz şehir merkezi için.

Bu arada taksi demişken şehir içinde taksi kullanmak istediğinizde ne yapın edin "pink" olanını bulun. Biz taksilerin farklı tarifeleri olduğunu ilk gün aynı yola üç kat fazla para ödedikten sonra keşfettik :)

Shuttle:Bazı otellerin böyle bir hizmeti var. Otele rezervasyonumuzu yaptırdıktan sonra shuttle hizmeti kullanıp kullanmak istemediğimize dair bir mail aldık. Ama biz tercihimizi otobüsten yana kullandık :)

Yardımcı olabilecek web sayfaları

Tren için http://www.zeleznicesrbije.com/

Otobüs için http://www.bas.rs/

Bu arada havalimanından çıkmadan bir exchange office bulup en azından yol ücreti kadar dinar almayı unutmayın. Şehir merkezinde adım başı döviz bürosu var ve havalimanıyla aralarında çok büyük bir fark yok.

Belgrad'da her bütçeye uygun konaklama imkanı mevcut. Biz seyahatlerimizde çoğunlukla airbnb'den ev tutuyoruz. Bu sefer içimize sinen bir ev bulamayınca booking.com 'dan çoğu insanın Belgrad'ın İstiklal Caddesi diye adlandırdığı "Knez Mihailova Caddesinde" bulunan bir otelden oda kiraladık. Gezinizi sadece Belgrad ile sınırlı tutacaksanız ve planınız birkaç gün kalmaksa her yere ulaşabilmek adına bu caddeye yakın konaklamak çok mantıklı.

Doğu Avrupa'nın en ilgi çeken şehirlerinden biri olan Belgrad, Stari Grad (Tarihi Yerleşim) ve Nova Grad (Yeni Belgrad) olmak üzere iki kısma ayrılıyor. Tüm şehir yürüyerek keşfedilebilecek kadar küçük ve tahmin edemeyeceğiniz kadar yeşil harika bir doğaya sahip. Her adımda bir park çıkıyor karşınıza. Birbirinden keyifli cafeleri, çok ucuza çok lezzetli yemek yiyebileceğiniz restoranları ve çok eğlenceli gece kulüpleri ile enerjisi her daim yüksek, her saat yaşayan bir şehir Belgrad. Bizim beklentimizin çok ama çok üzerinde çıktı. Ve gerçekten çok ucuz.

Nereleri Görmeli?

Knez Mihailova Caddesi

Araç trafiğine kapalı olan cadde daha önce de bahsettiğim gibi İstiklal Caddesi'ne çok benziyor. Her saat hareketli. Her köşesinde bir sokak sanatçısına rastlamanız mümkün. Pek çok tanıdık markanın mağazaları, cafe ve restoranlar cadde boyunca uzanıyor.

Biz gittiğimiz her yerde iyi bir dondurma dükkanı keşfetmeden dönmüyoruz :) Belgrad'ın en iyisini yine bu caddede bulduk... Moritz Eis... Bir şube de havalimanında... Her çeşidini denemeden dönmeyeceksiniz, eminim :)

 

Cumhuriyet Meydanı (Trg Republike) Kentin kalbi, en işlek yeri burası.Meydanın tam ortasında Prens Mihailo'nun at üzerinde bir anıtı var. Monet, Picasso, Titian, Van Gogh gibi efsane sanatçıların eserlerinin bulunduğu Ulusal Müze ve meydana inşa edilen ilk bina olma özelliğini taşıyan Ulusal Tiyatro yine burada.

Meydanda bulunan Hotel Moskva'nın içindeki pastaneyi sakın es geçmeyin. Son derece klasik detaylara sahip otelin yüksek tavanı altın varaklı oymalarla ve kocaman kristal avizelerle süslü. Burada piyano eşliğinde bir kahve molası verip birbirinden lezzetli tatlıları deneyebilirsiniz.

 

Aziz Sava Katedrali

Balkanların 123 yıldır tamamlanamamış en büyük Ortodoks Katedrali. Mimarisi camiyi andırıyor. Aya Sofya'ya benzetenler de oldukça fazla. Dışı tamamlanmış ama biz ziyaret ettiğimizde içinde inşaat sürüyordu.

Nikola Tesla Müzesi

Sanırım çok büyük bir beklentiyle gitmemek gerek. Biraz hayal kırıklığına uğradığımı itiraf etmek isterim. Müzeyi anlamak için rehber eşliğinde gezmek şart. Kısa bir video gösteriminin ardından Tesla'nın icatlarının örnekleri önünde bilgilendirme yapılıyor. Müze pazartesi günleri hariç haftanın her günü 10:00-18:00 saatleri arası ziyaret edilebilir. Giriş ücreti 450RSD.

Tasmaidan Park

Belgrad'ın en güzel parklarından biri. Bizim gezimiz sonbahar mevsimine denk gelince etraftaki onlarca agacın sarı kızıl renklerine hayran olmamak elde değil. Hemen yanında kızıl renkleriyle ve görkemli mimarisiyle dikkat çeken St. Mark Kilisesi'ni görebilirsiniz.

Kalemegdan

Kalemegdan'a 2 No'lu tramvay hattını kullanarak ya da bizim gibi yürüyerek ulaşabilirsiniz. Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği yerde konumlanan kale çok büyük, muhteşem bir parkla çevreleniyor. Parkın içinde hediyelik eşya satın alabileceğiniz stand lar kurulmuş. Askeri Müze, Doğa Tarihi Müzesi, Hayvanat Bahçesi Kalemegdan içinde yer alıyor. Burada Osmanlı döneminden kalma yapıları da görmeniz mümkün.

Biz günbatımına kalede denk gelince şahane manzaranın tadını çıkarmadan dönmek istemedik. Bence şehrin en şık, en lezzetli restoranlarından biri olan Kalemegdanska Terasa'da küçük bir yemek molası verdik.

Skadarlija

Şehrin bohem bölgesi olarak anılıyor. Birçok sanat galerisi bu bölgede. Araç trafiğine kapalı olan cadde boyunca sağlı sollu uzanan restoran ve cafelerden müzik sesleri yükseliyor. Canlı Sırp müzikleri eşliğinde yerel yemeklerin tadına bakabileceğiniz turistik restoranların en meşhuru olan Dva Jelena da burada bulunuyor.

Ada Ciganlija

Sava Nehri’nin üzerinde bulunan adaların en meşhuru Ada Ciganlija, sonradan yapılan bir yol ile karaya bağlanmış. Üzerinde oluşan yapay gölün etrafında çok sayıda plaj, cafe ve gece kulüpleri var. Biz ekim ayında gittiğimiz için hepsi kapalıydı. Ama sonbaharın tüm efsane renkleri arasında inanılmaz keyifli bir yürüyüş yaptık.

Zemun

"Nova Grad" (yeni şehir)'ın merkezinde bulunuyor. Belgrad’da gün batımını izlemek için en güzel durak olarak biliniyor. Biz yağmura yakalandığımız için sokaklarında kaybolma şansı bulamadık. Onun yerine nehrin kenarında keyifli bir yemek yedik :) Eğer yolunuz Zemun'a düşerse taze deniz ürünleri ile meşhur Şaran'ı denemelisiniz. Yalnız rezervasyon yaptırmayı unutmayın :)

Nerede Yemeli? Nerede Eğlenmeli?

Belgrad yeme içme konusunda bizi bir hayli şaşırttı. Kaldığımız süre boyunca seçtiğimiz mekanlardan hep memnun ayrıldık. Yemekler çok lezzetli, porsiyonlar büyük ve fiyatlar çok çok makul. Et tüketimi oldukça fazla. Füme etler, av hayvanları hemen her menüde var. Nehir kıyısındaki restoranlarda oldukça lezzetli balıklar yemek de mümkün.

Restoranlara gitmeden en az birkaç gün önce rezervasyon yaptırırsanız iyi olur. Bizim çok gitmek isteyip kapısından döndüğümüz birkaç mekan oldu :)

Yerel içkileri olan Rakija, meyveli bir brandy çeşidi. Oldukça sert ve shot olarak servis ediliyor. Pek sevdiğimi söyleyemeyeceğim :) Eğer bira sevenlerdenseniz Jelen ve Lava şehrin en bilinen iki markası.

Bizim gibi sigaradan hoşlanmayanlara kötü haber... Belgrad'da sigara yasağı yok. Restoran içinde "sözde" bir kısmı sigara içmeyenlere ayırmışlar ama aynı salonda dumandan etkilenmemek mümkün değil. Eğer Belgrad'a bir kere daha gidecek olursam kesinlikle havanın dışarıda oturmaya elverişli olduğu zamanı kollarım :)

Güne sıkı bir kahvaltıyla başlamak istediğimiz için Knev Mihailova Caddesi'ne yürüme mesafesinde bulunan Manufaktura ve Boutique bizim tercih ettiğimiz iki mekan oldu. Manufaktura'yı akşam yemeği için de tercih edebilirsiniz. Hemen dışına asılmış kırmızı şemsiyelerin altında fotoğraf çektirmeyi ihmal etmeyin :)

"Ayaküstü bir şeyler atıştırsak yeter" derseniz adım başı karşınıza çıkacak olan Toma ve Hleb& Kifle (Хлеб & Кифле) tam size göre. Çeşit çeşit sandviçler, börekler, pizzalar arasında seçim yapmak bir hayli zor :)

Coffee Dream ve Koffein; kahve& kruvasan ile güne başlamak için ideal üçüncü dalga kahve dükkanlarından.

İlk akşam yemeğimiz için tercihimiz Frans oldu. Çok büyük, şahane bir bahçenin içinde bulunan çok şık bir restoran. Geleneksel yemekler, ızgaralar ve deniz ürünlerinden oluşan geniş bir menüsü var.

Lorenzo& Kakalamba ne kadar anlatsam da ifade edemeyeceğim kadar baş döndürücü! bir dekorasyona sahip. İçeri girdiğimiz andan itibaren nereye bakacağımızı şaşırdık. Yerel yemeklerin yanı sıra İtalyan mutfağının başarılı örneklerini tadabilirsiniz. Tatlıya mutlaka ama mutlaka yer ayırın derim :)

Ve Beton Hala. Sava Nehri kenarında yan yana sıralanmış restoran ve cafelerin bulunduğu bölgenin genel adı. Şehrin en iyi, en şık restoranlarından bazıları bu bölgede bulunuyor. Cantina de Frida, Toro, Comunale, Sakura, Sofa tereddütsüz deneyebileceğiniz mekanlar.

Belgrad'a gelmişken o herkesin çok bahsettiği kulüpleri görmeden dönmek olmazdı :)

Geceye çok sözü edilen Stefan Braun ile başladık. Tuhaf bir pasajın en üst katında. Doğrusu biz efsane bir yanını göremedik. Girmemizle çıkmamız bir oldu :) Müzik kötü, içerisi çok fazla havasızdı. Tube, Plastic ve Mint sonunda bindiğimiz taksinin sohbet etmeyi seven şoförünün tavsiyesi ile Beton Hala'da Tilt'i denemeye karar verdik. İyi ki denemişiz. Ertesi gün başka yeri denemeye gerek görmedik. Tavanı çok yüksek, geniş bir mekan. Havalandırması gayet iyi, içeride içilen sigara çok fazla rahatsız etmedi. Gittiğimiz iki gün aynı dj'e denk geldik.

Aklınızda olsun nehir kenarındaki kulüpler mayıs ayından sonra açılıyor.

Biz perşembe akşamından pazar öğlen saatine kadar dolu dolu keşfetmeye çalıştık şehri. Bence gayet yeterli bir süre Belgrad için. Uygun bilet bulur bulmaz bir hafta sonu kaçamağı için plan yapmaya başlayabilirsiniz bence.

YORUM EKLE

Bumerang - Yazarkafe