TuzBİBER Dergisi Nisan 2017 Sayı 38

Merhaba

“Anlamlı bir hayat para veya diğer imkanlarla ilgili değildir; kendimizi olabildiğince diğer insanlara yardım etmeye adamakla ilgilidir.” Dalai Lama

“Bir mum, diğer mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez.” Mevlana

Hayaller Gerçek Olsa Derneğinin kurucusu Fulden Hanım ile gerçekleştirdiğimiz röportajda da okuyacağınız gibi lütfen maddi, manevi olarak yapacağınız yardımları bu çocuklarımızdan esirgemeyelim. Sizde onlara bir ışık olun, onlar bizim geleceğimiz.
Detayları yazımızda bulabilirsiniz.

Bu sayıda emeği geçen ve dergimize gelecek aylarda da eşlik edecek ;

Biraz Sanat Biraz Müzik –Atatürk ve Sanat

Gökyüzü – Merkür Retro

Güler'le Köşe Bucak - Page Cafe & Gallery

İlmi Aşk – Ne Ekersek Onu Biçeceğiz

Moda Rüzgarı – Moda ve Mini Söyleşi Uğurkan Erez

Ordan Burdan Hayattan – Röportaj - Fulden Uras Hayaller Gerçek Olsa

Selda’nın Mutfak DefteriMarmelatlı Kurabiye, Mercimekli Karnabahar Çorbası, Çikolatalı Tart

Seyahat Notlarım - Roma

arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Ve...

Bizde TuzBİBER Dergisi olarak tüm çocuklarımızın bayramını en içten dileklerimizle kutluyoruz.

Sevgiyle kalın.

 

 

YORUM EKLE veya YORUM OKU

Hayaller Gerçek Olsa - Fulden Uras

Bazı acıları tesadüfen öğreniyor insan. Ve gözünü yumup görmemiş gibi yapamıyor maalesef. Çünkü bazı acılar paylaşıldıkça ve toplum tarafından sahiplenildikçe azalıyor, hafifliyor. Sanatçı ve oyuncu Fulden Uras da bir arkadaşı sayesinde tanışmış Kelebek Hastalığı ile. Sonrasında buna gözünü yumamamış, bu çocuklar için ne yapabilirim diye düşünmüş. Kurucusu ve başkanı olduğu 'Hayaller Gerçek Olsa  Derneği' bugün 200 ü aşkın kelebek çocuğa umut, şifa ve destek oluyor. Ben de bu sayıda bu harika insanı konuk etmek istedim. Toplumda hala bu hastalığı bilmeyen insanlara ne kadar çok ulaşılırsa bu evlatlara o derece faydamız dokunmuş olur. Sevgili Fulden Uras'a samimi cevapları için çok teşekkür ediyorum. Derneğe ve hasta çocuklara destek olmak isterseniz derneğin ve Fulden hanımın sosyal medya hesaplarını lütfen takip edin. 

 

Merhaba Fulden hanım. Sizi oyuncu, şarkıcı, sanatçı olarak tanıdık. Fakat bir süredir bu kimliğinizin ötesinde çok güzel işler yapıyorsunuz. Tamamen bitti mi şarkı, sahne ve oyunculuk ?

  • Merhaba, sahne hayatım hala devam ediyor, ama şu an bundan bir gelir elde etmiyorum, sahne gelirimin tamamını kelebek çocuklarım için harcıyorum.

Ülkemizde çoğu insan sizin sayenizde Kelebek hastalığından haberdar oldu. Nedir bu hastalık tam olarak, bilmeyenler için kısaca anlatabilir misiniz ?

  • Kelebek hastalığı (tıp dilinde epidermolizis bullosa)ismi kadar sevimli bir hastalık değil elbette. Çok ağır ve kalıtsal bir cilt hastalığı. Doğuştan olan ve genetik faktörlerin de rol aldığı bu hastalık kabaca üst deri ve alt derinin birbirine yapışma eksikliği. Bu çocukların ciltleri en ufak bir travmada ya su topluyor ya açık yara oluyor. Bakımları ve hayat şartları onlar için çok zor. Ciltleri kelebek kadar narin olduğu için bu isim ile anılıyorlar.

Yine sizin kurucusu ve başkanı olduğunuz bir dernek var. Derneğin kuruluş amacı ve faaliyetlerinden de bahsedebilir misiniz ?

  • Hayaller Gerçek Olsa isimli derneğimiz 200 ü aşkın kelebek çocuğumuza her hafta düzenli medikal malzeme temini yapmakta. Biz sosyal yardımlaşma derneği olduğumuz için bünyemizde ayrıca birçok farklı hastalıkta çocuğumuz da var. Bizler yardımseverlerin de desteğiyle kelebek ve diğer çocuklarımıza onların ömür boyu ihtiyaçları olan medikal malzemeleri göndermek ile sorumluyuz. Bu ürünler sayesinde kelebek çocuklarım rahat uyku uyuyabiliyorlar, onların çok zor olan hayatlarını biraz daha konforlu hale getirmiş oluyoruz.

Bu hasta çocukların hayatları boyunca ihtiyaç duydukları bir takım tıbbi malzeme var. En sıklıkla nelere ihtiyaçları oluyor, yardımda bulunmak isteyenler için öğrenebilir miyiz?

    • Bu yavruların vücudunun her yerinde (ağız ,göz, genital ve anal bölge, iç organlar ) yaralar çıkabiliyor. Açık yaraları olduğu için yaralar kıyafetlerine yapışıyor ve korkunç acılar çekip sürekli kan kaybediyorlar. Hastaların mucize diye adlandırdığı ağız bakım spreyleri, bu hastalık için onaylanmış yara bakım kremleri ve yaralarının steril bakımı ve yapışmaması için olmazsa olmazımız yara örtülerimiz var. Bu saydıklarım onların hayatı boyunca ihtiyacı olan temel ürünler. Yürüyemeyen çocuklarımız var, onlara akülü sandalye teminini sağlamaya çalışıyoruz, elleri ayakları yapışan ve hiç kullanamayan çocuklarımızın ameliyatlarını da ayrıca yaptırıyoruz.

Peki bu hastalık tedavi ile tamamen iyileştirilebilen bir hastalık mıdır ?

  • Bu hastalığın bilinen ve kabul edilmiş bir tedavisi şu an için maalesef yok. Hayat kalitelerini bahsettiğim ürünlerle arttırıp daha az acılı ve konforlu bir hayat yaşamalarını sağlamak mümkün şimdilik.

Günümüzde artık pek çok hastalık anne karnında iken tespit edilip önlem alınabiliyor ? Kelebek hastalığının anne karnında teşhisi ve tedavisi mümkün mü ?

  • Kelebek hastalığı nın %70 lik kısmı anne karnında maalesef görülemiyor, bu hastalık hafif ,orta ve ağır olarak 3 çeşide ayrılıyor. Hafif ve orta derecesinde anne karnında tespiti maalesef olamıyor. Ağır çeşidinde iç organında da bu yaralar çıktığı için görülmesi mümkün. Bebek doğduğunda normal bir çocuk gibi dünyaya geliyor birkaç saat içinde cildinde soyulmalar başlıyor.

'' İyilik pahalı bir şey değildir '' diye yola çıkmışsınız. Ama bir aile için bu hastalığın tedavisi büyük bir yük. Ortalama aylık tedavi masrafları ne kadar çocukların?

    • Orta şiddeti yaşayan bir çocuk için konuşacak olursak ve dört dörtlük bir bakım yapıldığını, tüm malzemeleri temin edebildiğini düşünürsek aylık 2000-5000 tl arası en az diyebilirim. Özel kıyafetler, takviye vitaminler de tabii çok önemli.

Sosyal medyadan takip edebildiğim kadarıyla bazı hastaların ameliyat edilme durumları da var. Ameliyat kesin bir tedavi mi ya da şöyle sorayım yurtdışında bir tedavisi var mı kelebek hastalığının?

  • Ameliyat olan çocuklarımız, açık yaralarından dolayı ,bilinçsiz pansuman yada hastalığının tipinden dolayı zamanla parmakları birleşip elleri yumruk halini almış kelebeklerimiz. Bu çocukların el ameliyatlarını üstleniyoruz, ulaşım ve diğer masraflarını karşılıyor ve kelebeklerimizi önce başarılı hocalarımız sayesinde ellerine kavuşturuyoruz. Yani bir deri nakli gibi bir durum şu an yok, tedavisi olmayan bir hastalık bu maalesef.

Devletin bu hasta çocukların ailelerine herhangi bir desteği mevcut mudur ?

  • Evde bakım maaşı alan ailelerimiz var, yara örtüleri de devletimiz sayesinde aslında karşılanıyor fakat düzendeki sıkıntılar, sistemik birçok sorunlar ailelerin bunları temin etmesini çok zorlaştırıyor. Türkiye`nin hemen her şehrinde olan hastalarımız var. Kimi bu yara örtülerini devletimiz sayesinde temin edebilirken kimileri de hayatında hiç yara örtüsü kullanmamış, alamamış oluyor. Ve bu büyük çoğunluğa da biz dernek olarak destek veriyoruz.

Ben ve benim gibi birçok kişinin eminim bu hastalıktan sizin vesileniz ile haberimiz oldu. Fakat günümüzde sosyal medya kullanmayan bir dolu insan var. Sizin ilk tanışmanız nasıl oldu kelebek hastalığı ile ?

  • Çok değerli dostum Zeynep Ilıcalı bana paylaşmam ve destek vermem için bir kelebek çocuğumuzun fotoğrafını ve bilgilerini attı. Ertesi gün çocuğumuzun yanına gittim, sosyal medyada paylaştım ve mesaj yağmuruna tutuldum. Ve gördüm ki o kadar çok sesini duyurmak isteyen aile varmış ki.. ilk tanışmam böyle oldu ve ben o dakikadan sonra neler yapabilirim diye düşünmeye başlamıştım bile…

Eminim her biri ayrı ayrı çok üzücü ve derin etkiler insana fakat sizi özellikle derinden etkileyen bir olay var mı bu hastalarla ilgili ?

  • Her birinin apayrı hikayeleri var. İlk başlarda her tanıştığım kelebeğim ile ağlıyordum, dayanamıyordum. Onlara dokundukça, onları anlamaya başladıkça ve onları mutlu ettikçe ne kadar doğru ve anlamlı bir yolda olduğumu gördüm. Hayatta o kadar boş şeylere üzülmüşüm ki.. Hangi birini anlatayım size... Her biri benim için çok özel kelebeklerimin, onlar benim evlatlarım..

Ben kendim de özel gereksinimli bir evlat ( 10 yaşında otizmli bir oğlum var ) annesi olduğum için çok iyi biliyorum ki bu evlatların aileleri ama özellikle de anneleri için hayat çok büyük zorluklar içeriyordur. Bu ailelere psikolojik destek de verilebiliyor mu ?

  • Kelebeklerimin anneleri benim gördüğüm en güçlü anneler.. Elbette psikolojileri altüst oluyor. Yıllarca dışarı burnunu çıkarmamış kendini eve kapatmış annelerimiz ve kelebeklerimiz vardı bizim. Vardı diyorum çünkü biz 1 senedir kurduğumuz Whatsapp grubunda tüm anneleri ve çocukları bir araya getirdik. Orada kimi zaman tecrübelerini paylaşıyorlar kimi zaman yan yanaymış gibi sohbet ediyorlar. Çocuklar yaşıtlarıyla arkadaş olup ortak dertlerinden biraz uzaklaşıp eğleniyorlar. Annelerimiz birbirine çok bağlı ve artık gerçekten hayatla da barışmış durumdalar.

Biz TuzBİBER Dergisi olarak internet üzerinden yayın yapan içinde hayata dair her şeyi barındıran bir dergiyiz. Kelebek çocuklara yardım etmek isteyecek okurlarımız da olacaktır mutlaka. Okuyucularımıza bir mesajınız var mıdır?

  • Benim derneğimin reklamı sosyal medyam. Televizyonum da gazetem de hesaplarım. Her gün bir hasta katılıyor aramıza. Günlük paylaşımlarımı ve gereksinimlerimizi oradan paylaşıyorum. Hayaller gerçek olsa derneği ve Fulden Uras olarak eş zamanlı paylaşımlarımı gerçekleştiriyorum. Beni buradan takip edip neler yaptığımızı ve neye ihtiyacımız olduğunu görebilirler.

Derneğin ve sizin özel olarak gelecek planlarınız, hedefleriniz nedir ?

    • En büyük hayalim bu hastalıkla ilgili pilot şehirlerde küçük yara bakım poliklinikleri açmak, anneleri bilinçlendirmek,FARKINDALIĞI ARTTIRIP bu evlatları topluma kazandırmak. Umarım bir gün...

 

Ben öncelikle dergim ve kendi adıma size çok teşekkür ediyorum. Hem içtenlikle konuğumuz olmayı kabul ettiğiniz için hem de sorularıma samimiyetle cevap verdiğiniz için. Üstlendiğiniz bu ulvi görevde de size güç kuvvet diliyorum.

Aşağıda yardımlarınız için kullanabileceğiniz Hayaller Gerçek Olsa Derneğine ait banka hesap ve iletişim bilgilerine ulaşabilirsiniz.

Sevgiler, saygılar….

web sitesi : http://www.hayallergercekolsa.org/

Destek telefon numarası :0530 704 04 62 

Instagram hesabı : hayallergercekolsa2015

 

YORUM EKLE veya YORUM OKU

Roma

İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulu Roma için söylenen "açık hava müzesi" tabiri az bile. Zengin bir tarih geçmişine sahip şehir bir zamanlar sadece Roma İmparatorluğu'nun değil dünyanın merkezi olarak nitelendiriliyormuş. Roma'nın en dikkat çekici yanlarından biri de meydanları. Daracık sokaklardan yürüyüp; son derece canlı, renkli, devasa meydanlara çıkınca ister istemez içinizden bir "waaoowwww" diyorsunuz. Tam ifade edemedim ama ne demek istediğimi anlamanız için kesinlikle görmeniz gerekiyor. THY ve Pegasus'un haftanın her günü sefer düzenlediği Roma için en uygun mevsim bahar bence. Yaz sıcaklarında şehri keşfetmeniz zorlaşabilir. Erken planlamayla çok büyük bir bütçeye ihtiyaç duymadan gerçekleştirebileceğiniz bir seyahat. 

Nerede Konaklanır ?

Bence öncelikle hangi bölgede konaklamak istediğinize karar verin. Daha sonra zevkinize ve bütçenize uygun otel seçmek çok daha rahat olacaktır.

Tarihi Kent Merkezi: Turistik yapılara, meydanlara yakın olsun diyorsanız tercihiniz kesinlikle bu yönde olmalı. Fiyatlar biraz yüksek olsa da zamandan tasarruf edeceğinizi unutmayın. 

Trastevere: Siz deyin Asmalı Mescit, ben diyeyim Cihangir. Gece hayatının kalbi burada. Konaklama tercihiniz airbnb 'den yanaysa bu bölge sizin için en ideal seçenek olacaktır. Eski kent merkezi ve Vatikan bu bölgeye yürüme mesafesinde bulunuyor. 

Termini: Merkezden uzak şehrin ana tren istasyonunun olduğu alan. Başta metro, belediye otobüsü, özel tur otobüsü gibi birçok ulaşım ağının ana merkezi. Merkezdeki otellerden çok daha ucuza konaklamanız mümkün. 

Havaalanı’ndan Şehir Merkezine Nasıl Gidilir ?

Şehir merkezine ulaşım için gideceğiniz yere ya da kaç kişi olduğunuza göre tercih edebileceğiniz birçok alternatif mevcut. 

Tren:
Havalimanında iki ayrı hat var. En yaygın kullanılanı hiçbir durakta durmadan 35 dakikada merkez istasyon Termini' ye giden Leonardo Express. Fiyatı 14€ olan biletinizi internetten (http://www.treinitalia.com) veya gişelerden satın alabilirsiniz. Eğer internetten alırsanız e-biletinizin çıktısını almayı unutmayın. Turnikeden kare kod okutup geçiyorsunuz. Diğeri 8€ fiyatıyla nispeten daha ekonomik olan bölgesel tren FR1 Lines. Trastevere(26 dk.), Ostiense(31 dk.), Tuscolana(40dk.) ve Tiburtina(48 dk.) bu treni kullanarak ulaşabileceğiniz istasyonlardan birkaçı. 

Otobüs:
Havalimanından şehir merkezine en ucuz ulaşım yöntemi otobüslerdir. 

Termini icin Terravision (http://www.terravision.eu), Vatikan tarafı için SIT (http://www.sitbusshuttle.com) isimli firmanın otobüslerini tercih edebilirsiniz.

Taksi:
Biz kullanmadığımız için rakam olarak net bir şey söyleyemeyeceğim ama duyduğuma göre yasal taksiler havalimanından şehir merkezine sabit 48€ ile yolcu taşıyormuş. Binmeden önce şehir merkezi ile nereyi kastettiklerini sormakta fayda var. 

Otel Servisleri:
Konaklama yapacağınız otel transfer konusunda mutlaka yardımcı olacaktır. Bize havalimanı & otel arası 55€ fiyat vermişti. İki kişiden fazlaysanız bu şekilde otelinize ulaşmak hem daha ekonomik, hem daha hızlı olabilir. 

Şehir İçi Ulaşımı Nasıl ?

Konaklamanız merkezden uzakta olacaksa şehir içi ulaşımında metro, otobüs veya tren kullanmanız gerekebilir. Bunları bilet makinelerinden veya büfelerden alacağınız biletlerle ortak olarak kullanmanız mümkün. Kalacağınız süreye göre saatlik ya da günlük biletleri tercih edebilirsiniz. Ulaşımda ve görülecek yerlerde avantaj sağlayan şehir kartından Roma'da da var. Rome Pass'i http://www.romepass.it adresinden inceleyip alabilirsiniz. Biz eski şehrin merkezinde Novano Meydanı'nda konaklamayı tercih ettiğimiz için şehir içi ulaşımı sadece havalimanından otele gelirken kullandık. Her yere yürüyerek günde min. 35bin adımla kişisel rekorumuzu da kırmış olduk. Roma sokaklarını yürüyerek keşfetmek yapılacak en güzel şey zaten. Motosiklet ehliyetiniz varsa Roma'nın olmazsa olmazı Vespa marka scooterlardan kiralamak eğlenceli olabilir. 

Görülecek Yerler Nereler ? 

Piazza Navona
Bizim konakladığımız yer bu meydandaydı. O yüzden kaldığımız süre boyunca güne burada başlayıp, günü burada bitirdik. Elips biçimindeki meydanın bulunduğu alanda daha önce bir stadyum varmış. Meydanda üç adet çeşme var. Bunlardan en meşhuru Bernini'nin eseri olan ve ortada bulunan Fontana dei Quattro Fiumi (Dört Mevsim Çeşmesi) Günün her saati hareketli olan meydanın etrafında bulunan cafelerin birinde oturup etrafı izleyin mutlaka. 

Campo dei Fiori
Piazza Novana ’ya yakın olan bu meydana yeme içmenin kalbi diyebilirim. Restoranların, barların önünde ellerinde şarap kadehleriyle ayakta takılan insanları çokça görebileceğiniz eğlenceli bir bölge burası. Gündüz kurulan yerel pazarına da mutlaka vakit ayırın. Çiçek Pazarı Meydanı olarak da biliniyor.

Piazza del Campidoglio 
Meydanın ilk planları Michelangelo tarafından çizilmiş. Belediye binası olarak kullanılan Senatorio Sarayı, Capitol Tepesi, Capitol Müzeleri, Nuova Sarayı bu meydanda bulunmaktadır.  

Piazza Venezia
Şehir merkezindeki önemli caddelerden olan Via del Corso ile bir ucu Colesseum’a çıkan Via dei Fori Imperiali‘nin kesişim noktasında bulunuyor. İtalya Krallığı'nın ilk kralı adına yapılmış benim hayran olduğum saf mermerden yapılmış Vittorio Emanuele II Anıtı meydandaki en dikkat çeken yapı. Anıtın üst bölümünde bulunan seyir terasında harika fotoğraflar çekebilirsiniz.  

Colosseum
Piazza Venezia’ dan Via dei Fori Imperiali (Krallar Yolu) boyunca yürürseniz Roma’nın simgesi Colosseum tam karşınıza çıkacak. MS. 72 yılında Roma İmparatoru Vespasian tarafından kendilerini ve halkı eğlendirmek için yapılan bu amfi tiyatro birçok restorasyon çalışmasına rağmen yıllar boyu maruz kaldığı doğal afet ve savaşlar nedeniyle çok zarar görmüş. 55bin izleyici kapasitesi olan Colosseum' da meşhur gladyatör dövüşlerini izleyen halkın oturduğu tribünler hemen hemen yok olmuş durumda. 2007 yılında belirlenen

Dünya’nın Yedi Yeni Harikasından biri olarak seçilen Colosseum, hem gündüz hem gece görmeniz gereken yerlerden biri. Biletinizi internetten satın almak ise önünüzde saatler sürecek bilet kuyruğundan sizi kurtaracak altın bilgi. Roma Forumu ve Palatine Tepesi’ni kapsayan 2 gün geçerli kombine bilet 16€. Bilet satın almak için http://www.ticketsrome.com adresini kullanabilirsiniz. 

Roma Pass aldıysanız ücretsiz giriş haklarınızdan birini burada kullanmak oldukça mantıklı.

Foro Romano
Colosseum' dan çıkınca yürüyerek ulaşabileceğiniz antik Roma dönemini şehir hayatının  merkezi sayılan bu meydan dünyanın en büyük arkeolojik bölgelerinden biri olarak kabul ediliyor. Meydanın büyüklüğü yorulma garantili. Pes etmeyip Palatino Hill tabelalarını takip ederek yukarı doğru yürümeye devam ederseniz Roma Forumu'na bir de tepeden bakabilirsiniz.

Circus Maximus
Palatino Hill'den inişi Via dei Cerchi'ye doğru yaparsanız direkt stadyumun önüne gelirsiniz. Sezar tarafından yaptırılmış Circus Maximus şehrin ilk ve en

büyük stadyumudur. İmparator Neron’ un Roma'yı yaktığı iddia edilen dönemde çok fazla etkilendiği söyleniyor. Şimdilerde stattan geriye geniş bir çim alan kalmış.

Pantheon
"Tüm Tanrıların Tapınağı" anlamına gelen Pantheon Pagan tapınağı olarak inşa edilip daha sonra kiliseye çevrilmiş. İhtişamlı mimarisi, tek parça kubbesi ve kubbesindeki açıklıktan içeriye yayılan ışık ile oldukça etkileyici olan Pantheon dünyanın en iyi korunmuş yapılarından sayılıyor. Giriş ücretsiz. 

Fontana di Trevi
Adı, üç yolun kavşağına yapıldığı için İtalyanca “üç yol” anlamındaki “trevi” den geliyor. Konunun aşkla pek ilgisi yok yani. Bulunduğu meydan kadar neredeyse.

O kadar ihtişamlı, o kadar büyük. Yapımı otuz yılda tamamlanan çeşmenin üzerinde birbirinden etkileyici heykeller bulunuyor. Trevi’nin bir diğer özelliği ise ziyaretçilerin dilek dileyip çeşmeye bozuk para atması.

Gün sonunda bu paraların toplanıp yardım kuruluşlarına bağışlandığını okumuştum bir yerde. Fazla turistik olsa da görülmeye değer bence.  

Piazza Spagna & Spanish Steps
Piazza Spagna ile Trinita dei Monti Kilisesi arasında ulaşım sağlamak amacıyla 1700'lü yıllarda yapılmış Spanish Steps, Avrupa’nın en uzun ve en geniş merdivenleri olarak ün salmış. Günün her saati hareketli olan bu merdivenler özellikle gençlerin buluşma noktası, Roma sokaklarında yorulan gezginlerin gözde mekanı. 

Eğer alışveriş yapmak istiyorsanız ve sağlam bir bütçeniz varsa doğru yerdesiniz. Dünyaca ünlü markaların bulunduğu Via dei Condotti bu meydanda. Bir paralelinde bulunan Via del Corso ise nispeten daha uygun alışveriş yapabileceğiniz bir başka cadde. Akşam saatlerinde trafiğe kapatılarak daha rahat gezebilme imkanı sağlanıyor.  

Villa Borghese
Sahip olduğu 1700 dönümlük alan ile devasa bir park Villa Borghese. Bisiklete binmek, yürüyüş yapmak, ağaçların altında dinlenmek için ideal bir yer. Etrafta özgürce koşturan çocuklar parkın neşe kaynağı adeta. Oldukça güzel sergiler bulabileceğiniz Galleria Borghese de bu parkın içinde bulunuyor. Galeriye giriş ücretli. Biz bir akşamüstü parkın içinde bir bölüm olan Monte Pincio'da gün batımını yakalama şansı bulduk. Gerçekten tarifsiz bir güzellikti. 

Piazza del Popolo
Villa Borghese' den direkt bu meydana iniyorsunuz. Meydanın hemen girişinde görmek isteyebileceğiniz iki kilise, tam ortasında ise dev bir dikilitaş bulunuyor. Meydan aynı zamanda konserlere, şehir etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor. Biz keyifli bir tesadüf ile öğrendik bunu. Meğer bir Roma Karnavalı varmış. Daha önce hiç duymamış, bir yerde okumamıştım. Meydanda bulunan bir cafeye oturup renkli geçit törenini izlemek büyük keyif oldu bize.

Ponte San’t Angelo
Tiber Nehri üzerindeki köprülerden en güzeli olan Ponte San’t Angelo uzun bir süre, Vatikan’a ve San Pietro Bazilikasına ulaşmak isteyen din yolcularının geçiş yolu olmuş. Vaktiniz varsa hem gündüz hem de gece görmenizi tavsiye ederim. Işıklandırılmış hali bir başka güzel. Piazza Navona' dan 10 dakikalık keyifli bir yürüyüşle köprüye ulaşmanız mümkün.  

Castel Sant Angelo
İmparator Hadrian' ın kendisi ve ailesi için anıt mezar olarak inşa ettirdiği yapı Ortaçağ’da kaleye dönüştürülmüş ve siyasi karmaşa dönemlerinde Vatikan ile arasında yer alan gizli geçiş ile (Vatikan Koridoru) papaların güvenliği sağlanmış. Hapishane olarak da kullanıldığı dönemde Fatih Sultan Mehmet’in oğlu Cem Sultan bu kalede tutulmuş. Giriş ücretli.  

Vatikan
Yoldaki bir çizgi ile Roma’dan ayrılan dünyanın en küçük ülkesidir. Katolik mezhebinin merkezi olanülke papa tarafından yönetilir. Aziz Petrus Bazilikası (Basilica di San Pietro),bazilikanın önünde yer alan Aziz Petrus Meydanı

(Piazza San Pietro) içinde dünyanın en değerli sanat eserlerinin bulunduğu Sistine Şapeli (Cappella Sistina) 'nin de yer aldığı Vatikan Müzeleri ve eşsiz Vatikan Bahçeleri burada görülmesi gereken en önemli yerlerdir. Bir tam gününüzü buraya ayırmanız gerekir dersem inanın hiç abartmış olmam.

Vatikan Müzesi’nden başlayarak Sistine Şapeli, San Pietro Bazilikası ve San Pietro Meydanı sırasıyla gezmek size zaman kazandıracaktır. 

Vatikan Bahçeleri bizim zaman ayıramadığımız, müzeye girmeden önce gezmek isteyebileceğiniz bir alternatif.

Vatikan Müzeleri pazar hariç her gün 9:00 – 18:00 saatleri arası ziyarete açık. Pazar günleri kapalı ama her ayın son pazar günü öğlene kadar açık ve ücretsiz. Ne yapın edin biletinizi gitmeden önce internetten alın ve yine internetten müzenin haritasını edinin (http://www.ticketsrome.com) Bir de bizim gibi "Ayın son pazarına denk geldik, ücretsiz gireceğiz." diye sevinmeyin. Aynı şekilde sevinen 5673425647 kişi sayesinde müzeye girmemiz tam iki saat sürdü de.

Müzede sizi Sarmal Rampa karşılıyor. Sonrasında koridorlarda yürürken pek çok antik uygarlığa ait heykel, tablo ve tarihi eser göreceksiniz. Rafael odalarındaki resimlerin detayları inanılmaz. Müzede sürekli tavanlara bakarak yürüyorsunuz, aman dikkat. Papa seçimlerinin yapıldığı yer olan Sistine Şapeli'ne ulaştığınızda eşi benzeri olmayan güzellikte freskler göreceksiniz. Michelangelo'nun Yaradılış adlı eseri en bilineni. Dikkat, fotoğraf çekmek yasak. Şapel çıkışında yine uzun bir kuyruk göreceksiniz, doğru o tarafa yönelin. O kuyruk sizi en az kırk dakika bekledikten sonra Michelangelo’nun tasarladığı ve ölümünden ancak 26 yıl sonra tamamlanabilen yaklaşık 140 metre yüksekliğindeki muhteşem kubbeye götürecek. Ama önce 5€ ödeyip 230+320 basamağı çıkmanız gerekiyor. Eğer isterseniz 2€ fazla ödeyerek ilk 230 basamağı asansörle çıkabilirsiniz. "Kotor'da kaleye çıkarken 1300 küsur merdiveni geride bırakmış insanım ben, 320 basamak mı gözümü korkutacak?" dedim ama yukarı çıkan merdivenlerin oldukça dar ve boğucu olduğunu görünce ilk etapta pes ettim. San Pietro Meydanı'nın nefes kesen manzarasını kubbenin en yukarısından görebiliyorsunuz. Ben eşimin çektiği fotoğraflardan görmüş kadar oldum. Kubbeden asansörle direkt Aziz Pietro Bazilikası’nın içine iniyorsunuz. Katoliklerin hac noktası sayılan bazilikaya askılı tişört ve şort ile girmenize izin verilmiyor. Kapı önündeki şalları üzerinize atarak içeri girebilirsiniz. Michelangelo'nun baş yapıtı Pieta da burada sergileniyor. Ve Vatikan için son düzlük Aziz Pietro Meydanı .Her pazar öğle vakti Papa'nın bir balkondan kalabalığa hitap ettiği meydan. Meydanı çevreleyen sütunlar ve meydandaki iki çeşmeden biri Bernini tarafından tasarlanmış.  

Trastevere
Roma eski şehir merkezinden Tiber Nehri ile ayrılan bölgede bulunan Trasteve labirent gibi dar sokakları, renkli evleri, taş sokakları, Arnavut kaldırımları, sarmaşık kaplı binaları, küçük samimi cafeleri ile sizi mest edecek. Karşı yakanın yeme & içme & gece hayatı için adresi burası.  

Ne Yenir? Ne İçilir? Nerede Eğlenilir ? 

Söz konusu İtalyan mutfağı olunca bende akan sular duruyor. 

Roma'da yerel halkın kahvaltı anlayışı cornetto dedikleri kruvasan ve kahveden ibaret. Sizi açmadı mı? O zaman sizi hemen her köşede enfes kokularla karşılayan fırınlara alalım. Fırından yeni çıkmış çeşit çeşit pizzalar, sandviçler, börek ve ekmek çeşitleri, kurabiyeler...  Campo di Fiori'de bulunan Roma'nın en eski fırını olan Antico Forno Marco Roscioli ve Forno; Trastevere'de bulunan Antico Forno benim tavsiye ettiklerim. 

Fraklı garsonların hizmet ettiği Antico Caffe Greco İspanyol merdivenlerinin hemen karşısındaki caddede bulunuyor. Zamanında ünlü yazar ve şairlerinin uğrak noktasıymış. Lezzet konusunda çok efsane diyemesem de o havayı solumak için gidebilirsiniz. Yine Roscioli ailesine ait olan Roscioli Caffe, çok güzel tatlı vitrini de olan iyi espresso barlardan. Ama şehirde en iyi kahve içebileceğiniz yer bizce Tazza D’Oro. Pantheon’ dan çıktıktan sonra hemen ilerisindeki köşede önünüze çıkacak. Günün her saati inanılmaz bir sıra oluyor önünde. Beklemeye değer. Kahvenizi alıp önündeki taburelerde içebilir ya da barda takılabilirsiniz. Önünde yiyecek otomatlarının kahve çekirdeği alabileceğiniz bir versiyonu var. Tazza D'Oro'da sıra beklemek istemezseniz hemen çaprazındaki Don Nino'ya geçin. Kahve bahane siz bu şirin dükkandan tiramisu yemeden sakın dönmeyin. Dondurması da çok başarılı. 

Ve evet dondurma burada başka bir hadise. İtalya'da dondurmaya "gelato" dondurmacıya da “gelateria” deniyor. Uzun zamandır bizde de başarılı örneklerine denk gelsek de Roma'da çeşitlerin çokluğu ve lezzet aklınızı başınızdan alacak. En eskisi, en bilineni Giolitti başta olmak üzere Punto Gelato ve Gelateria del Teatro es geçmemeniz gerekenler. 

Roma'nın birbirinden güzel meydanlarında bulunan cafelerden birinde oturup etrafı izlemek, bir şeyler yiyip içmek büyük keyif. Piazza Navona'da bulunan Tre Scalini ve Piazza Popolo'da bulunan Cafe Rosati hem yemek, hem de tatlı menüsüyle sizi mutlu edecek iki seçenek. 

Hızlı ama bir o kadar da lezzetli bir öğlen yemeği için birbirinden başarılı iki yeri not alın. İlki Pastificio. İçinde oturma yeri bile olmayan küçücük bir dükkanda taze taze hazırlanan makarnaların her gün farklı bir sosla servis edildiğini düşünün. İspanyol Merdivenlerinin hemen yakınında bulunan Pastificio'dan alıyorsunuz makarnanızı, şarabınızı yayılıyorsunuz merdivenlere. İkincisi La Boccaccia. Trastevere'de çeşit çeşit tava pizzası yapan küçücük bir dükkan. Şanslıysanız önündeki banklarda yer bulup oturabilirsiniz.

Akşamüstü karnınız çok aç değil ama içkinin yanında bir şeyler yerim maksat zaman keyifli geçsin derseniz tarihi bir şarap evi olan Antica Enoteca, ünlü İtalyan markası Peroni'yi kızarmış atıştırmalıklar eşliğinde deneyebileceğiniz Antica Birreria Peroni ya da tam bir kokteyl cenneti olan The Jerry Thomas Project deneyebileceğiniz yerler.

Campo Di Fiori için yeme içmenin kalbi demiştim daha önce. Bizim akşam yemekleri için tercih ettiğimiz yerler hep bu bölgede oldu. Bir aile işletmesi olan Roscioli çok ama çoook iyi bir şarküteri. İddia ediyorum en iyi burratayi burada yiyebilirsiniz. Bunun yanında makarna& pizza gibi klasik seçenekler de var menüde. Müthiş şarap listesinden bahsetmiyorum bile. Rezervasyon şart. Cantina a Cuccina ve Emma da yine bu bölgede önerebileceğim iki başarılı restaurant. Emma'nın tatlı menüsü ayrı bir efsane. Trastevere tarafında ise önceliği Taverna Trilussa'ya verin. Kocaman bir bahçe içinde bulunuyor. Menüde bulunan ödüllü Ravioli Mimosa ise mutlaka denemeniz gereken bir lezzet. Grazia& Graziella ise bizim bi yarım saat diye oturup tüm geceyi geçirdiğimiz yer oldu. Ömrüm boyunca bu kadar güler yüzlü, eğlenceli servis personeli görmemiştim. Seyahat boyunca hemen her yerde gördüğümüz kızarmış çiçek enginarı burada denedik. Bana çok fazla yağlı geldi. Ama siz burada ya da başka bir yerde bir şans verebilirsiniz. 

Biz Roma'yı dört günde keşfetmeye çalıştık. Görülebilecek önemli yerlerin çok büyük bir kısmını için yeterli. Ama bize yetmedi . Biz bu sefer turist koşturması olmadan sakin sakin şehrin tadını çıkarmak için sonbaharda bir kere daha yolumuzu düşürmeyi planlıyoruz. 

YORUM EKLE veya YORUM OKU

Bumerang - Yazarkafe