Menü Dilinde ne nedir ?

MENÜ DİLİNDE NE NEDİR ?

Yeme içme, diller kadar önemli bir kültür öğesidir. Ülkemizde yeme-içme sektörü çeşitlendikçe dünya mutfaklarını daha yakından tanıma imkanı buluyoruz. Son yıllarda özellikle Amerikan, İtalyan, İspanyol, Fransız, Japon kültürlerinin yansıması olan yemekler ve alternatif tatlar otellerin, restoranların, cafelerin mönülerinde hızla yerlerini aldı. Dijital marketin hızla gelişimi ve sosyal ağlardaki paylaşımların akıl almaz derecede arttığı bu günlerde çoğu orjinal tarifi ve pişirme tekniğini evlerimizde bile uygulayarak misafirlerimize sunmaya başladık. Farklı lezzetler, yaratıcılık ve farklı sunumlarla misafirlerin beğenisine sunulsa da, yemeklerin isimleri mönülerde hep aynı. Çok sık rastladığımız bu yemeklerin, hepsi olmasa da bazılarının ne anlam ifade ettiğini gelin hep birlikte inceleyelim…

İşte menünün dili…

Gazpacho: Domates, sarımsak, zeytinyağından yapılan İspanya’nın soğuk sebze çorbası. Soğuk servisi sebebi ile özellikle yaz aylarında çok tercih edilen bir çorba türü olarak mönülerde uzun yıllardır yer almakta.

Minestrone: İtalyan sebze çorbası. Genelde bezelye, havuç, kereviz, soğan ve domates ile yapılan bu sebze çorbası, mönülerde gazpacho gibi uzun yıllardır yer almakta.

Tempura: Japonlara ait sulu hamurla kızartma tekniği. En büyük özelliği; hamurun buz gibi soğuk ürünlerle hazırlanması ve çok çırpılmaması. Sıcak yağ ile soğuk hamur birleşince, ürünlerin yağı emmesi önlenmiş oluyor. Sebze, balık ve deniz ürünleri tempura tekniği ile kızartılabilen yiyeceklerdir. Tempura ile kızartılan yiyeceklerin diğer bir özelliği ise görsel bir boyutunun olmasıdır. Genelde taze mevsim balıkları ve sebzeler bu teknik ile kızartılarak özellikle Japon ve Çin restoranlarının mönülerinde yer alıyor.

Vinegret: Fransız sirke sosu. Üçe bir oranında yağ ve sirke ile yapılan; tuz, biber, kıyılmış ot veya hardal, bazen de sirkenin birazı yerine limon suyu katılarak yapılan temel bir sostur.  Tavuk salataları, et salataları ve peynir salatalarının çoğu vinegret sos ile tatlandırılabiliyor. Verilmek istenen aroma, yağ ve sirke ile karıştırılınca, vinegret sos o aromanın adını alıyor. Örneğin; nar vinegret, rokforlu vinegret, balsamik vinegret gibi…

Dip: Amerikan usulü sos, her yiyeceğin batırılabileceği, tatlı ve hoş kokulu, yumuşak bir karışıma sahip olan bu sos özellikle çiğ sebzeler, peynir, patates cipsi ve çatal bıçak yardımı olmadan elle hızlıca yenilebilen ürünlerin yanında servis ediliyor.

Wrap: Türkçeleşmiş hali ile dürüm. Tortilla denilen mısır veya buğday unundan yapılan yufkadır. Tavuklu ve etli seçeneklerini mönülerde sıklıkla görmekteyiz.

Quesadillas: İspanyolcada “kesediya” olarak okunan yemektir. Orjinali tortillanın üzerinde peynir eritilerek yarım ay şeklinde katlanan yemek, Amerika’da içine dilimlenmiş et, yeşil biber, soğan ve ekşi krema eklenerek yapılmaktadır. Türkiye’deki mönülerde ise yerini, tavuklu ya da et ile doldurulmuş olarak almakta; genelde salsa sos ya da ekşi krem sos ile servis edilmektedir.

Cafe de Paris: Krema, tereyağı ve çeşitli baharatlardan yapılan bir sostur. Özellikle ızgara bonfilenin sunumu ile tanıdığımız ve tarifi yıllarca gizli kalan bu sos, damak tadımızı fetheden en lezzetli soslardan birisidir.

Köri:  Hint baharatı. Her restoran mönüsünde körili bir yemek mutlaka mevcuttur. Evdeki baharatlıklarımızda da yerini çoktan aldı.

Arrabiata: Chili biberi ile hazırlanan acı sos. Makarna çeşitlerinin vazgeçilmeyen acı sosudur.

Alfredo: İtalyan mutfağında kullanılan geleneksel makarna soslarından birisiTereyağı ve parmesan peyniri ile yapılan sosa, krema ve çeşitli baharatlar ekleniyor.

Mare: Deniz ürünlü anlamına geliyor. Makarna ve pizza çeşitlerinde “mare” tamlaması görünce anlayın ki, deniz ürünleri (kalamar, ahtapot…vb.) kokan bir yemek yiyeceksiniz.

Risotto: İtalyan mutfağının klasiklerinden olan risotto, kendine özgü pişirme tekniği olan bir pirinç yemeğidir. İtalyan risotto pirinci olan Arborio ile yapılır.

Pesto: Fesleğenli anlamına geliyor. Pesto sos salata ve makarna çeşitlerini lezzetlendiriyor. Özellikle peynirli salatalara çok yakışıyor.

Halibut: Kuzey denizlerinde yaşayan, yassı gövdeli, kalkana benzer, eti çok lezzetli, kemikli bir balıktır. Özellikle otellerin mönü seçenekleri arasında rastlayabilirsiniz.

Mozzarella: Taze, tuzlu, beyaz, nemli ve tadı oldukça güzel bir İtalyan peyniridir. Pizza ve lazanya gibi yemeklerde kullanılmasının yanı sıra, özellikle dilimlenmiş domates ve fesleğen ile mönülerde iştah açıcı olarak çoğu zaman yerini alıyor.

Ricotta: Az yağlı koyun tereyağından veya peynirinden kalan kesilmiş sütün suyuyla yapılan bir peynirdir. Hazmı kolay, tatlı, yumuşak ve kuru; taze veya pişirilerek yenebilen bir peynirdir. Özellikle pizza, lazanya ve kek yapımında kullanılarak mönülerde sıklıkla yer almaktadır.

Provençal: Zeytinyağında; tavada sarımsak, maydanoz ve bir tutam şekerle kızartılan, doğranmış domates, kapari, zeytin ile yapılan klasik bir fransız sosudur. Et, balık ve tavuk yemeklerinde klasik bir sos olarak mönülerde sunulur.

Porcini: Yabani mantarlar arasında çiğ olarak yenebilmesiyle diğerlerinden ayrılan, kalın etli şapkası olan yabani bir mantardır. Izgara et çeşitlerinin mantarlı sos alternatifi olarak çoğu mönüde karşımıza çıkar.

Melanzana: İtalyancaPatlıcan olan bu kelimeyi gördüğünüzde patlıcanın mozzarella veya parmesan peynirine domates sosu eklenip fırınlanarak pişirilen lezzetli bir yemek ile karşılaşabilirsiniz.

En Papilotte: Bu kelimeyi gördüğünüzde, yağlanmış kağıtta fırınlanarak ve çoğu zaman hafif bir şarap ya da stok suyu ile buharında pişirilerek sunulacak harika bir lezzete hazır olun.

Pancake: Pankek olarak tam anlamı ile Türkçeye girmiş bir hamur işidir. Süt, un ve yumurta çırpılarak tavaya dökülen bu lezzetli karışım, kahvaltı mönülerinin olmazsa olmazı.

Maple: Akçaağaç şurubu. Akçaağacın öz suyundan imal edilen bu şurup, bal gibi doğal ve lezzetli bir tatlandırıcıdır. Özellikle Kanada ve Amerika’da pankek, waffle, yoğurt ve dondurma ile servis edilen bu lezzetli şurup, bar mönülerinde de kokteyllerimizi tatlandırmaya başladı. Şekere alternatif olarak pasta ve keklerde alternatif tat olarak da sık görmeye başlayacağız.

Hayatın tadı ile, ağız tadı ile…

Çiçek Avanus
Bilkent Otel Pazarlama Müdürü

Yorum Ekle veya Yorum Oku

Ne Ekersek Onu Biçeceğiz

Kendimi bildim bileli hep o içimdeki sonsuz sınırsız, hakim olamayıp sürekli dışa taşırdığım "Sevgi" denen duyguya bağlı yaşadım.. Karşımda bu duyguyu açığa çıkaran, sevgisini gösteren ve hissettiren her kişiye; ne konumuna, ne yaşına ne görünüşüne bakmadan sanki doğal bir refleks gibi hep karşılık verdim. Her kim olursa olsun verdiğinin karşılığını ona daha da büyüterek yürekten, gönülden daha da fazlasıyla geri vermeye uğraştım.. Etrafıma bakınca ,gerek hayat şartlarının etkisi, gerek medyanın gün be gün beyinlere aşılanan o sevgi yoksunu, hileye, art niyete ve kötü düşünceye iten program ve yazıları ile insanların sevgiden uzaklaştırıldıkları ve ne kadar sevgiye muhtaç yaşadıklarını büyük bir farkındalıkla görebiliyorum. Bırakın bir haber programını izlemeyi, Televizyonu bile açıp izleyemiyorum.. İzlediğimde insanlığımdan utanıyorum, umutlarımı yitiriyor gibi oluyorum ve tüm enerjimin çekildiğini hissediyorum.. Şeytanın insanı çekememesinin tek sebebi Aşk tan sevgiden yoksun oluşuydu! Şimdi biz insanlar gerçek manada sevgi ve aşkı yaşayamıyor hatta sanki duygusuz bireyler gibi sadece menfaat üzere ilişkiler kuruyor ve sona erdiriyoruz. Kimilerimiz ise korkuyoruz! Sevgiyi paylaşmaktan, çevrenin verdiği birçok etkenden dolayı korkuyoruz! Sevginin korkularak paylaşılması kadar acı bir şey var mıdır! İnsanın var oluş sebebi sevgidir! Bizler artık her şeyden korkan, sadece kendisi için işleyen bir sistemde yaşamayı arzu eden, başkalarının duygu ve ihtiyaçlarına değer vermeyen, her an ipleri koparmaya hazır, egoları tavan yapmış bireyler olarak dolaşıyoruz ortalıkta. Paylaşmayı unuttuk! Aşımızı, insanlığımızı ve en önemlisi de sevgimizi paylaşamamaktan dolayı doğan sorunlara da şaşırır olduk! Bu neden böyle oldu? Sorumlusu kim? gibi sorularla ortalıkta kalakaldık!

Bir an olsun etrafın, medyanın etkisinden kurtulup, durup düşündünüz mü acaba! 

Ben tüm bu haksızlıkları, zulümleri, hırsı, öfkeyi görüyorum evet ve önceden hep uzaklarda, bilmediğimiz yerlerde duyduğumuz tüm bu olaylar artık bizimde burnumun dibinde olup bitmeye başlayınca hemen bir sebep ve suçluyu aramaya yöneldiğimizde , ilk olarak kendinize dönüp te bir sordunuz mu acaba! Kendimden ne kattım yaşadığım evrene? Sevdiklerimle neler paylaştım? Enerjimin ne kadarını öfkeme ve ne kadarını sevgiye ayırdım? Bu evrende bana düşen görevi ne kadar yerine getirdim? İşte bunların cevabı çok önemli! Kendinize dürüst cevaplar verin! Hırs ve nefrete bürünmüş halde kırdığınız kalpleri düşünün.. Arkanızı dönüp, çekip giderken, kırıp döktüğün bir şeyler kalmış mı diye bir bakın! Birilerine güvenle el uzatıp, güvenini yıkmış olabilir misin acaba ? Onun kendine olan güvenini, insanlara olan güvenini yok etmiş olabilir misin? Hepimizin ilk adımda kendimizden başlaması gerekiyor sorgulamaya!

Demem o ki bu evrenin acılarını bizler dindireceğiz, bizler iyileştireceğiz.. Rengarenk, farklı biçimlerde ama bir bütünün parçalarını oluşturan küçücük puzzle parçaları gibi diğer parçayı kavrayıp onu sımsıkı tutarak, bütünlüğü bozmadan yapıcı olacağız! Birbirimize, dürüstlüğü, paylaşmayı ve en önemlisi de sevgiyi aşılayacağız.. Bunu şimdi yaparsak bizden sonraki nesillere; Kavga, hırs, ve gösteriş olsun diye bir iki ağaç ve mal mülk değil de; Sevgi dolu, tertemiz bir yürek, umut dolu yarınlar ve birlik beraberlikle yürütülen, huzurlu bir yaşam bırakacağız.. Ne ekersek onu biçeceğiz..

Sevgilerimle

A.Kemale Aladağ

 

YORUM EKLE veya YORUM OKU

Bumerang - Yazarkafe