TuzBİBER Dergisi Ağustos 2017 Sayı 42

Güzel bir Ağustos ayından merhaba

Bu sayımızda da sizler için birbirinden farklı ve ilgi çekici konuları ele aldık. Hepimiz için güvenli, sağlıklı bir ay diliyorum. Keyifli okumalar.

 

Bu sayıda emeği geçen ve dergimize gelecek aylarda da eşlik edecek ;

Biraz Sanat Biraz Müzik –Unutulmayan Film Müzikleri

Gökyüzü –Ağustos Ayı Tutulmaları ve Kadersel Etkileri

İlmi Aşk – Rızık ve Bereketin Devamlılığı

Kitaplık – Kabil Bir Katil mi? Yoksa Bir Mağdur mu?

Lezzet Atölyesi – Mantarlı Omlet, Peynirli ve Otlu Krep, Ballı Fransız Tostu

Selda’nın Mutfak Defteri – Kahve Yanı Kurabiyesi, Minik Milföy Börekçikler

 

arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. 

Sevgiyle kalın.

 
 
 
 
 

 

 

 

Rızık ve Bereketin Devamlılığı

Rızkımız çoğalsın, bereketi olsun diye dualar ederiz, fakat bu duayı ederken de alıştıklarımızdan ve sahip olduğumuz şeylerden vazgeçmeyi yada onlardan ayrılmayı pek sevmeyiz. Ritüellere, eşyalara ve hatta içinde bulunduğumuz duygulara olan bağlarımızdan kopmak çok büyük bir çaba gerektirir. 

Kimisi paradan kopamaz ve sürekli biriktirme çabasıyla, hayatta daha önemli şeylerin olduğunu unutur, kimisi eşyalarına kıyamaz onlardan kopamaz ama süreklide yenisini almaktan kendisini alamaz, kimisi korkularından kopamaz bir türlü onları bırakıp özgürleşemez, kimisi de kendisini aşağıya çeken ,kendisini kötü hissettiren, gücenme, hakir görme ve yetersizlik, kıskançlık gibi bir çok duyguyla kendisini şişirip hayatını karanlık, tek düze ve nefes alamaz bir hale getirmektedir. 

Bilinçli yada bilinçsiz olsun bütün bu bağlar, bütün bu hisler, bizim kendi rızık ve bereket kapılarımızı, kendi ellerimizle kapatmamıza neden olmaktadır. Hayatını hep aynı motif ve hep aynı alışagelmiş bir şekilde yaşıyorsan, sen aslında dünyanın en fakir insanısın ve sana gelebilecek tüm zenginlikleri engelliyorsun demektir!

Hayatımıza yeni şeylerin girebilmesi için, ilk adım olarak onlara yer açmamız gerekmektedir.. 

Herhangi bir sebeple( küçük geldiği için, modası geçtiği için...) artık kullanmadığımız eşyalarımızı onları kullanabilecek onlara ihtiyacı olanlara verirsek hem faydalı bir eylem yapmış, hem de kendi hayatımızda yeni şeylere yer açmış olacağız..

Bu belki size çok önemsiz gelebilir ama işim gereği o kadar çok bu birikintiler altında resmen bir mezara girmiş gibi gömülmüş, ağzına kadar eşya, kıyafet ,ayakkabı yada buna benzer şeylerle dolup taşmış ve hiç birini kullanmamasına rağmen, onlardan kopamayıp bu eziyet içinde yaşamaya çalışan insanlar tanıyorum.. Ayırmaya çalıştığın her parça onlara resmen acı vermekte ve bir nevi cehennem azabı yaşamalarına neden olmaktadır. Bu tür insanların en ileri dereceleri mesi sendromu denen bir hastalığa kadar gidebilmektedir ve onlara bakıldığında gerçekten de artık o eski eşyalar arasında boğulan ve kapıları, zenginliğe, berekete ve yeniye tamamen kapalı, kaybetme korkusu içinde, hasta bir hayat yaşayan mutsuz insanları seyredebilirsiniz. 

Ya manevi birikintiler? Korkularımız ? Enerjimizi aşağıya çeken tüm o kopamadığımız duygularımız ve bağlarımız? İnsan doğası gereği sürekli kendisini yenilemelidir ve asla kendisini bir düzeyde tutacak, kendisini kötü hissettirecek şeylerde takılı kalmamalıdır.

Sürekli bir hareket ve eylem halinde olmalıdır! Kendisine zarar veren tüm bu duygulardan kendisini arındırmalı ve temizlemelidir! Eski şeyleri temizlersen ancak yeni şeylerin yaratılması mümkün olur. Yeniler, ve güzel şeyler ancak o zaman seni bulur! Daha özgür ve farklı bir bakış açısına sahip olabilir ve düşünebilirsin. Korkular, acılar ve bunların sebebiyet verdiği hastalıklardan, bu cehennem azabından kendini ancak sürekli yenileyerek kurtarabilirsin. 

Hadi hem maddi hem manevi birikintilerimizden kurtulup, hayatımızda yeni fırsatlara sebebiyet verecek yeni alanlar açalım. Bu alanları, daha yeni ve bir öncekinden daha iyi şeylerle doldurup hem bizi, o gömülü kaldığımız cehennemimizden çıkaracak hem de hayatın sürekliliğini sağlayacak farklı bakış açılarına yönlendirecek şeylere yol açalım. 

Bize verilmiş çok kısa olan bu sürecin amacı toplamak, biriktirmek değil, tam tersi her şeyi paylaşmaktır. Paylaşalım! ilmimizi, sevgimizi, maddi ve manevi sahip olduklarımızı paylaşalım. 

Bizleri olduğumuz yere bağlayan tüm zincirleri koparıp atalım. Hayatımızın her açısında, bereket ve rızkımıza engel olmayacak şekilde yaşayarak, yeni fırsatların doğduğu, bakış açımızın genişlediği, sağlıklı bir hayata doğru kucak açalım..

 

Sevgilerimle

Yorum Ekle veya Yorum Oku

Bu Ramazan'ın Getirisi Farklı Olsun

Bir ramazan ayı daha geldi ve geçti. Şöyle bir oturup ta muhakemesini yaptınız mı? Bu ay içinde yapılan tüm ibadetlerin size ne getirisi oldu? Ramazan ayının aslında insan hayatında çok önemli bir yeri vardır. Bir çoğu için sadece aç ve yoksulların neler yaşadıklarını, kendilerini nasıl hissettiklerini anlayıp, onlara daha çok merhamet ve yardım etmek, birbirimizle paylaşmayı öğrenmek ve kendini terbiye etmek gibi en alt seviyeden bir algı payı çıkartmak olsa da, bunun bile büyük bir kesimde kalıcı bir getirisi olmuyor! Çoğumuz bu ayın amacını bilmediğimiz gibi, araştırıp, düşünme eyleminde bile bulunmuyoruz. Bu böyledir deyip, bilinçsizce her şeyi yapma gayretine düşüp, ardında ulaşılması gereken amacı göremediğimizden, kendimize eziyet ediyor ve ibadetler bitince de getirisi olmayan bir zaman kaybına sebebiyet vermekten başka bir şey yapmıyoruz! İbadetlerimizin illaki her bilinç boyutunda getirileri çok farklıdır! Yani her kişi bunu farklı algılar ve hayatında uygulamaya başlar. Bunu yargılamak amacında değilim ve bilirim ki asla bunun hiçbir getirisi yada etkisi olmaz kimseye! Herkes fıtratınca, bilinci elverdiğince anlayacak ve uygulayacaktır bildiklerini! Ben bugün sadece diyorum ki; Bu ramazanın getirisi farklı olsun! "Fark etmeye çalışalım, daha çok gözlemleyelim, hep aynı şeylerin kontrolü altında olmaktan kurtaralım bilincimizi, hayatımızı dalgalandıralım, bedene dönük isteklerden çok, ruhun ihtiyaçlarına yönelelim.
Orucumuzu sadece açlıkla tutmayalım. Bazı ihtiyaçların yerlerini değiştirerek, asıl ihtiyaçlarımızı ön plana çıkaralım.. Bilincimizin farkındalık alanını genişletmek amacı ile ve bu yönde fiil ve eylemler yaparak belli bir sürece indirgemeden, hayatımızın sadece ramazan süreci adı verilen kısa bir sürecinden değil de, her döneminde uygulanan bir eylem, hayatımızın bir parçası bir düsturu halinde tutmaya devam edelim. Aslında sonsuz sınırsız, zaman ve mekan ötesi bilincimizi tüm var olduğunu sandığımız bağlarından temizleyelim.. Kıblemiz; korkusuzluk, düşler, sevdalar, doğrular, güzel şeyler ve onları tetikleyen güzel huylara yönelmek olsun. Zekatımız "Şifa" olsun! Her ihtiyaca, her acıya "Şifa" verenlerden olalım, bize şifa verenlerin ellerinden tutalım.. Abdestimiz, suyla sabunla değil, farkındalıkla, severek, kötü huylardan arınarak temizlenerek olsun.. Bilincimizi temizlemeye çalışalım, arınmaya çalışalım.. Tüm ön yargıları hayatımızdan atıp, sevgi çerçevesi ardından bakmayı öğrenelim..
Hep önümüze bakalım, her an gördüğümüz her olaydan sorumlu olduğumuzu aklımızdan çıkarmayalım.. Her durumda sisteme, evrene, insanlara faydalı olacak, fiil ve eylemleri açığa çıkarıp bunların sisteme nasıl bir etki verdiğine ve bu sistemin muazzam işleyişine şahitlik yapalım.. İşte en alt düzeyde aç kalarak, elini eteğini tüm bedene dönük şeylerden çekerek, abdest alırken ,zekat verirken ve salat(namaz) seyrinde "Allahu ekber" deyip sadece bir yere odaklanma çabasında bulunduğunda, aslında bu bilince ulaşmak, bunları fark etmek ve sistemdeki yerini görmendir amaç! Asıl oruç, asıl abdest, asıl zekat ve namaz budur.. Her şeyin hakkını vererek, bilinçli olarak hayatına geçiren, uygulayabilen bireyler olmak ve bu yolda güzellikler üreterek, kendi şuurunu genişletip, bu sayede kendini bulup , bunun yanı sırada tüm insanlığa, sisteme faydalı olmak adına adımlar atan, yolunu bu şekilde ilerleyen güzel insanlardan olmak dileği ile..
A.Kemale Aladağ
 
Bumerang - Yazarkafe